II) Ezân okutarak kendi adinin, Tanri'yla birlikte telaffuz edilmesini saglamis olur. Böylece kendisini Tanri'ya es degerde kilmak, insanlara taptirtmak, ve onlarin duâ'larindan yararlanir hâle sokmak ister:


Daha önce de belirttigimiz gibi Muhammed, asiri bir övünme hevesi yaninda bir de kendisini baskalarina övdürtme geleneginde idi. Bundan dolayidir ki "mü'min" kisileri, Tanri ile birlikte kendisini de yüceltmeleri zorunlugunda kilmistir; hattâ bunu dahi yeterli bulmamis, bir de Tanri'yi ve meleklerini kendisine "salavât" getirir durumlarda tutmustur.

Kendisini Tanri'ya es degerde gösterip yüceltmek için uyguladigi usûllerden biri ezân okutma usûlüdür. Fakat ne ilginçtir ki, biraz asagida özetleyecegimiz gibi, kendisi için çok yararli olan bu usûlü bulan kendisi degildir; bunu, Abdullâh b. Zeyd adinda birinin tavsiyesi üzerine uygulamaga baslamistir 1. Bu hususu diger yayinlarimizda ele aldigimiz için, burada fazla durmayip sadece ezân'in Muhammed'e övünme ve "magfiret' kazandiran yönlerine deginecegiz.

Ezân okutmak sayesinde Muhammed, günde bes def'a kendi adinin Tanri'nin adiyle birlikte, müezzin tarafindan halk yiginlarina su sekilde duyurulmasini saglamistir:

"Tanri ulu'dur, Tanri ulu'dur,

Süphesiz bilirim, bildiririm Tanri'dan baska tapacak yoktur,

Süphesiz bilirim, bildiririm Tanri'nin peygamberi'dir Muhammed,

Haydin namaza, haydin namaza,

Haydin felaha, haydin felaha,

Tanri ulu'dur, Tanri ulu'dur,

Tanri'dan baska yoktur tapacak."


Kendi adinin "Tanri'nin Peygamberi" olarak belirtilmesinden büyük mutluluk ve gurur duydugu kuskusuzdur. Fakat onun bu mutlulugunu arttiran bir sey daha vardir ki, o da ezan sayesinde kendisine "manevî" bir takim kazançlar saglaga çalismasidir. Su bakimdan ki, müslüman kisi'ye, ezân okundugu her kez, müezzinin yukardaki sözlerini tekrar etmekle ve kendisi hakkinda Tanri'dan "magfiret" dilemekle görevli tutmustur. Onlara örnek olmak üzere kendisi de, ezân okundugu zamanlar böyle yapar, müezzin'in sükût ettigi her kez, onun dediklerini tekrarlardi. O tarihten bu yana müslümanlar, hep bu sekilde yapar olmuslardir2.

Gerçekten de Muhammed, ezan dinleyen müslümanlarin, kendisi için Tanri'dan "niyâzda" bulunmalarini istemis, bunu yapacak olanlarin mükâfatlara kavusacaklarini söylemistir; söyle demistir:"Her kim ezâni isittigi zaman... müezzinin dedigini deyiniz. Sonra bana tasliye ediniz ('Sallallahü aleyhü ve sellem' duâ'sini okuyunuz). Sonra benim için Hak Celle 'den (Ulu Tanri'dan)... vesile niyâzinda bulununuz. (Kim böyle derse) kiyâmet gününde benim sefâatim ona raygan olur (O kisi sefaatimden zahmetsizce ve bedava sekilde yararlanir)..." 3.

Yâni ezan dinleyen müslüman kisi, eger müezzin'in dediklerini tekrar ederek Tanri'dan, Muhammed için Cennet'te bir yer ayrilmasini isteyecek olursa (ki bu "vesile niyazinda bulunmak" demektir), o kisi hakkinda Muhammed, Kiyâmet gününde sefâatta bulunacaktir.

Fakat Muhammed, bununla da yetinmemis, bir de kendisi için Tanri'dan yukardaki sekilde "niyâzda" bulunan kimselere Tanri'nin mükâfatlar verecegini, örnegin on kez "Aleyhisselatü vesselâm" diyecegini bildirmis, söyle demistir:"Sonra bana salât-ü selâm getirin. Zîrâ her kim bana tasliye (Aleyhisselatü vesselâm) ederse, ondan dolayi (Allah) ona on kere tasliye buyurur..." 4. Burada geçen "tasliye" sözcügü, "Aleyhisselatü vesselâm" ya da "Sallallahü alehü ve sellem" duâ'sini okumak anlamindadir.

Bunu söyledikten sonra, yine kendisine bir seyler peylemek için, örnegin cennette'ki belli köseleri edinmek üzere müslümanlardan sunu istemistir: "Sonra benim için Allah'tan vesîleyi dileyin, çünkü o cennet'te bir menzildir ki, ibâdu'llâh'tan yalniz bir kuldan baskasina lâyik olmaz. Umarim ki o kul ben olayim. Öyle ise benim için vesîleyi her kim Allah'tan dilerse sefâati hak eder"5.

Bu sözlerden anlasilacagi vechiyle, "vesile" denen sey, Cennnet'te bir "menzil"dir, bir "durak" yeridir; ve burasi insanlar arasindan sadece bir tek kul'a layik bir yerdir. Ve iste bu yerin kendisine layik görülmesi için Muhammed, müslümanlarin kendisi için duâ etmelerini istemektedir. Bu sekilde duâ edenlerin, "sefâat"e hak kazanacagini eklemektedir.

Öyle anlasiliyor ki Tanri'nin "en son ve en sevgili peygamberi" oldugunu ve Tanri tarafindan sinirsiz sekilde yüceltildigini söyleyen Muhammed, hani sanki Tanri'ya güvenemiyormus da insanlardan medet umuyormus ve ancak onlarin "niyâz" etmeleri sayesinde Tanri'nin "mazhariyetine" kavusabilirmis gibi: "Bana duâ edin de Tanri'nin inâyetine erisebileyim" seklinde konusmaktadir; örnegin tek bir kuldan baskasina layik görülmeyen "menzil'e" ancak kul'larin Tanri'dan kendisi için "niyâzda" bulunmalariyle erisebilecegini düsünmektedir. Kendisine "salât-ü selâm" getirecek olan müslüman kisilere de, bu "niyâzlarinin" karsiligi olarak, rüsvet verir gibi, mükafatlar va'd etmekte, onlarin bu sayede "sefâati hak edeceklerini" bildirmektedir6.

Biraz önce belirttigimiz gibi, "Ezân", aslinda, Muhammed'in adini Tanri'nin adiyle birlikte yücelten bir duâ tarzidir. Fakat bunun da disinda, Muhammed'e, ezân dinleyenlerin duâ'larini kazandirir. Bundan dolayidir ki Muhammed ezân okunmasini, bir bakima "Din-i Islâm'in siâri" haline getirmis ve terkedilmesini yasak etmistir7. O kadar ki bir belde halki ezân'i terketmek için karar alacak olursa, o belde halkina karsi "Kital"i (öldürüsmeyi), Islâmî kosul haline getirmistir. Bundan dolayidir ki, çesitli kabilelere saldirmak üzere "gazâ'ya" çiktiginda, sabah olmadikça "hücum" emrini vermezdi. Sabah olunca bekler, eger üzerlerine saldiracagi kabilelerin bulundugu yerden ezân sesi isitirse saldirmaktan vazgeçer, isitmezse baskina geçer, kabile halkini esir eder, kabileye âit ne varsa her seyi yagma ve talan eder, elde ettigi esirleri ve ganimetleri taraftarlariyle bölüsürdü8.

Daha baska bir deyimle ezân'i terkeden halk'lara karsi "kital"i (öldürüsmeyi) Islâm'in geregi yapmistir. Söylemeye gerek yoktur ki bu davranis onun, gerçek din anlayisindan ve özellikle hosgörüden ne kadar yoksun oldugunu kanitlamaya yeter niteliktedir.

1 Bkz. Sahih-i..., (Cilt II, sh.556-7, 573)

2 Müezzin sükût ettikçe mi, yoksa ezân okumayi bitirdikten sonra mi icâbet gerektigi konusunda çesitli uygulamalar vardir. Bu konuda bkz. Sahih-i... (Cilt II, sh. 568 ve d.

3 Câbir'in rivâyeti için bkz. Sahih-i... (Cilt II, sh. 573 Hadîs no. 365)

4 Bu hadîs için bkz. Sahih-i... (Cilt II, sh. 573)

5 ibid.

6 Bu mükâfaati müslüman kisiler son derece önemli sayarlar, çünkü inandiklari o'dur ki Muhammed, "Allah nâsi ba's buyuracak. Bana da yesil bir hulle giydirecek, ondan sonra Allah neler söylemekligimi dilerse söyliyecegim" demis, bu yerin "Makam-i Mahmud" oldugunu söylemis ve "bu yerde ümmetime sefâat edeceg im" diye konusmustur. Bkz. Sahih-i... (Cilt II, sh. 574)

7 Hadîs'ler için bkz. Sahih-i... (Cilt II, sh. 568)

8 Sahih-i... (Cilt II, sh. 561, Hadîs no. 362)