A) Ezân'in yüksek sesle okunmasini farz kilmakla güttügü amaç, çok sayida müslümani namaza durdurmak ve onlarin duâlarini kazanmaktir. Bunu saglamak üzere ezan'in seytanlari uzaklara kaçirttigini söyler.
Insanlarimizin, ve özellikle hasta olanlarimizin, sabahin çok erken saatlerinde son derece yüksek ve canhiras bir ezân sesiyle uyandirilmalarinin, ya da her gün bes vâkit namaz saatlerinde ayni azâb'a katlandirilmalarinin baslica nedeni, ezân'in yüksek sesle okunmasidir. Hemen belirtelim ki ezân'in yüksek sesle okunmasini emreden Muhammed'tir. Çünkü Ezân'in bu sekilde okunmasinda kendisi için büyük yararlar görmüstür: düsünmüstür ki ezân ne kadar yüksek sesle okunacak olursa, onu isitenlerin sayisi da o kadar çok olacak, ve böylece çok sayida insan namaz kilacak, vce kilarken de kendisi için duâ'da bulunacaktir.
Ezân'in yüksek sesle okunmasi sayesinde çok sayidaki kisilerin namaza duracaklari hususunda düsündügü su olmustur ki, ezân sesi ne kadar uzaklara ulasirsa, çölde yasayan ve davar besleyen Arap'lar, ezân sesini duyduklarinda birbirlerini namaza çagirmis olacaklardir; böylece namaza duranlarin sayisi da o kadar çok olacaktir. Söylemeye gerek yoktur ki ezân'i isitenlerin sayisi ne kadar çok olursa, kendisini yüceltici duâ'da bulunacak olanlarin sayisi da o kadar fazla olmus olacaktir. Ve iste bundan dolayidir ki Muhammed, ezân okuyanlara, yâni müezzin'lere, ezân'i yüksek sesle okumalarini, avaz'lari çiktigi kadar bagirmalarini, bütün güçlerince seslerini çikarmalarini emretmistir. Bunu yaptirtabilmek için onlara, bir yandan âhiret'i va'd etmek, bir yandan Kiyâmet günü uzun boylu olacaklarini müjdelemek ve nihâyet seytanlari çok uzaklara kaçirtma mutluluguna kavusacaklarini söylemek gibi yollari seçmistir.
Gerçekten de yüksek sesle ezân okuyan müezzinlere, her seyden önce âhiret mükâfatlari va'd etmistir. Yüksek sesle ezân okuyacak olurlarsa kiyâmet gününde cin'lerin "sehâdetine" nâil olacaklarini ve bu sayede mükâfata kavusacaklarini bildirmistir. Ebû Sâid Hudrî'nin rivâyetine göre Muhammed söyle demistir: "Müezzin sesinin yetistigi yere kadar ins, cin, (hattâ) hiç bir sey yoktur ki (ezânI) duymus olsun da kiyâmet gününde müezzin için (hüsn-i) sahâdette bulunmasin" 1.
Muhammed'in bu sözlerine dayanaraktir ki Sahabî'den Abdullah adinda biri, oglunu karsisina alip söyle demistir: "Görüyorum, sen davar (beslemeyi) ve badiye'de (çöl'de) oturmayi seviyorsun. Davarlarin basinda, yahud badiyende iken namaz için ezân okuyacak oldugun vakit tîz sesle nidâ et, zirâ müezzin sesinin yetistigi yere kadar ins, cin... yoktur ki ezâni duymus olsun da kiyâmet gününde müezzin için sahâdette bulunmasin" 2.
Fakat yüksek sesle ezân okutmak hususunda Muhammed'in bir bulusu daha vardir ki o da, müezzin'lere, sadece âhiret mükâfatlarina eriseceklerini degil, fakat Kiyâmet gününde uzun boylu olacaklarini müjdelemek olmustur. Muhammed'in demesine göre müezzin'ler, ezan okurlarken "Lâ ilâhe illa'llâh" (Allah tek'tir) dedikleri için, kiyâmet gününde mutlaka "uzun boylu olma serefine" nâil olacaklaridir 3 .
Fakat Muhammed bununla da yetinememis, ezân'in yüksek sesle okunmasini saglamak üzere bir de seytanlari ise karistirmistir. Çünkü Muhammed'in söylemesine göre seytanin en sevmedigi sey ezân sesidir; ve ezân, ne kadar yüksek sesle okunacak olursa seytan da, ezâni duymamak için, o kadar uzaklara kaçar; hem de "yellene yelene " ve artik ezân sesini isitemeyecegi yere kadar kaçmakta devam eder. Ebû Hüreyre'nin rivâyetine göre Muhammed söyle der: "Namaza nidâ edildigi vakit seytan, ezâni isitmemek için (ezân sesini duymiyacak yere kadar, yahud duymamayim diye) yellen yelene kaçar" 4
Söylemeye gerek yoktur ki seytani, mümkün oldugu kadar uzaklara kaçirtmanin mükafati çok olacagina göre, müezzinler için yüksek sesle ezân okumak kadar kârli bir is olmamak gerekir. Ve iste geçmis yüz yillar boyunca zavalli müezzin'ler, bir yandan âhiret mükafatlarina kavusmak, bir yandan Kiyâmet günü uzun boylu olmak, ve nihâyet bir yandan da seytanlari mümkün oldugu kadar uzaklara kaçirtmak için, kimbilir ezân okurlarken cigerlerini parçalarcasina ne kadar yirtinmislardir. Neyse ki bugün artik ilim ve teknik onlarin imdadina yetismis ve bu isi hoparlörlerle yapma kolayligini saglamistir. Ancak ne var ki bu ayni ilim onlara, sabahin erken saatlerinde ve günde bes kez, hoparlörler sayesinde canhiras bir sesle ezân okutmanin, insanlari uykusuz biraktigini, rahatsiz kildigini, hastalari azâba soktugunu bir türlü anlatamamamistir. Anlatmasina da olanak yoktur, çünkü günümüzde müezzin'ler, teknik gelismenin nîmetleri sayesinde hoparlörlerle ezan okurlarken, âhiretteki yerlerini güvenceye alabilmek ve Kiyâmet günü uzun boylu olabilmek için, hoparlör sesini sonuna kadar yükseltmek sûretiyle insanlari rahatsiz etmek hususundaki olumsuzluklarini en etkili bir sekle sokmaktan geri kalmazlar
Görülüyor ki Muhammed, ezân'in yüksek sesle okunmasini, çesitli yollardan dinsel bir zorunluk haline getirirken, bu sekilde okunan ezan'in insanlari rahatsiz etmesine aldirmamistir. Bundan dolayidir ki o tarihten bu yana, yâni 1400 yil boyunca Islâm ülkelerinde, ezân'i, insanlarin rahatsiz olmalarini önleyecek sekle sokmak olasiligi bulunamamistir.
1 Bu hadîs için bkz. Sahih-i... (Cilt II, sh. 563, Hadîs no. 361. Bu konuda ayrica bkz. Cilt IX, sh. 63)
2 Bkz. Sahih-i... (Cilt II, sh. 563), hadîs no. 361)
3 Bu hadîs için bkz. Sahih-i... (Cilt II, sh. 565)
4 Bkz. Sahih-i... (Cilt II , sh. 558-563, Hadîs no. 360)