III) Her ne kadar Tanri'nin "rahmet ve bereketine" sahip bulundugunu ve bütün günahlarinin avf olundugunu söylemekle beraber Muhammed, yine de bu "rahmet"e kavusabilmek ve günâhlarinin bagislanmasini saglayabilmek için insanlarin kendisini överek yüceltmelerini, ve Tanri'dan kendisi icin magfiret dilemelerini ister:
Evvelce de degindigimiz gibi seriâtçi'lar Muhammed'in alçak gönüllü bir insan oldugunu, övünmekten ve baskalari tarafindan övülmekten kaçindigini söylerler ve örnek olarak onun: "Kul'un kendi kendini begenmesi, onu helâke sürükler" 1 diyerek övünme'nin kötü bir sey oldugunu anlatmak istedigini öne sürerler. Hattâ halka hitaben: "Hiristiyanlarin...Isâ'yi asiri övdükleri gibi övmeyin beni... Bana -Allah'in kulu ve Resûlü- deyin" seklinde konustugunu öne sürerler 2. Oysa ki bütün bunlar yanilgi yaratici cabalardan baska bir sey degildir. Çünkü yine tekrarlayalim ki, baskalarinin övünmesine tahammül edememekle beraber Muhammed, kendini övmekten ve baskalarina da kendisini övdürtmekten geri kalmazdi. Hem de öylesine ki, Tanri'yi kendisine "salât ve selâm" eder durumlarda kilmak yaninda, bir de müslümanlarin kendisini Tanri'yi över gibi övmelerini istemistir. Denilebilir ki övünmek ve övülmek hevesi onu giderek siddetlenen bir tutku seklinde sarmistir. Özellikle Medîne'ye göç edipte güçlenmege basladiktan sonra bu tutkusuna sinir çizilemez olmustur. Kendi kendini asiri sekilde överken, bir de hem Tanri'ya ve hem de ayrica insanlara övdürtmüs, yücelttirmistir. Sik sik belirttigimiz gibi, Tanri'yi, melekleriyle birlikte kendisine salavât getirirmis gibi gösterirken (Ahzâb 56), mü'minlere de kendisi için çesitli sekillerde övgüler yagdirtmistir.
Öte yandan Muhammed'in övünmesi, bir de Tanri'nin kendisine bahsettigini söyledigi "nîmetler", "ihsan'lar", ve "ayricaliklar" konusunda kendisini gösterir. Daha önce de belirttigimiz gibi Tanri'nin kendisine "rahmet ve bereket" yagdirdigini söylemis, örnegin "çok nimet" demek olan ve ayni zamanda cennetteki Kevser'i (emsalsiz bir havuzu) verdigini bildirmis (Bkz. 108 el-Kevser Sûresi, âyet: 1-3), ya da cennette, kendisinden baska hiç bir kula "lâyik" görülmeyen menzil'den söz etmis, örnegin söyle demistir: "...Sonra benim için Allah'tan vesîleyi dileyin, çünkü o Cennet'te bir menzildir ki, ibadu'llâhtan yalniz bir kuldan baskasina lâyik olmaz. Umarim ki o kul ben olayim..." 3
Ancak ne var ki Muhammed, Tanri'nin kendisine böylesine "rahmet ve bereket" ve "nîmet" verdigini, kendisini günahsiz kildigini vs... söyledigi halde, yine de bu nîmetlere erisebilmek için insanlarin duâ'larina ve kendisi için Tanri'dan "rahmet ve bereket" dilemelerine muhtaç görünmüstür. Günahlarinin bu yoldan afv olunabilecegini, ve Cennet'in nîmetlerine, bu sûretle kavusabilecegine inanmistir. Ve iste bu nedenle istemistir ki insanlar, kendisi için her dâim Tanri'dan duâci olsunlar; örnegin namaz kilarlarken kendisi için: "Ey Allah'in peygamberi! Sana selâm olsun, her fenâliktan emin ol! Ve Allah'in rahmet ve bereketleri üzerinde bulunsun" diye duâ'da bulunsunlar. Nitekim kaynaklarin bildirmesine göre Sahâbe döneminde söyle duâ edildigi anlasiliyor: "Tehîyyât 4, Allah'a râci ve O'na mahsûstur. Salâvat, Allah içindir. Tayyibât5 da O'na mahsustur. Ey Nebiyy-i Kerîm (Muhammed), Allâh'in rahmeti ve berekâti senin üzerine olsun. Bize ve Allah'in sâlih kullarina selâm olsun. Sehâdet ederim ki, Allah'tan baska Ma'bud yoktur. Yine sehâdet ederim ki, Muhammed (....) O'nun kulu ve Resûlüdür" 6.
Fakat Muhammed bununla da yetinmemis, ayrica müslüman kisilerin kendisine salât etmelerini bildirmistir. "Sana nasil salât edecegiz?" diye sorduklarinda da söyle yanit vermistir: " (Benim için duâ ederken söyle deyin)Yâ Rab! Muhammed'e (dünyâ seriâtini, âhirette sefâatini) kutlu kil; âilesine ve bütün ümmetine de rahmet eyle!... Yâ Rab! Muhammed üzerinde (ona verdigin) seref ve sâadeti dâim kil! Nasil Ibrahîm üzerinde sâbit kildinsa..." 7.
Bundan baska, bir de her bir müslümanin, kendisi için Tanri'dan su dilekte bulunmasini ister: "Allah'im ! Varliklarin en seçkini Peygamberimiz Efendimize, bütün varliklar adedince selât ve selâm et..." 8.
Ancak bununla da yetinmez, bir de geçmis ve gelecek günâhlarinin bagislanmasi için insanlarin Tanri'ya su sekilde yalvarmalarini söyler: "Yâ Muhammed! ... Sen Nebîlerin hâtimisin (sonuncususun). Allah geçmiste ve gelecekte vukûu farzolunan bütün günahlarini magfiret etmistir. (Tanri'ya) hakkimizda sefâat et, görüyorsun ki elem ve iztirab içindeyiz" 9 .
Yine bunun gibi halktan, ezân okunurken müezzinin dedigini tekrar etmelerini ve kendisi için duâ etmelerini ister; söyle der: "Sonra bana salât-ü selâm getirin. Zirâ her kim bana tasliye ederse 10 ondan dolayi Allâhu Teâlâ ona on kere tasliye buyurur. Sonra benim için Allah'tan vesîle dileyin, çünkü o Cennet'te bir menzildir ki, ibâdullahtan yalniz bir kuldan baskasina lâyik olmaz. Umarim ki o kul ben olayim. Öyle ise benim için vesîleyi her kim Allah'tan dilerse sefâati hak eder"11.
Kendisini övdürtmek, ve günahlarini afvettirmek maksadiyle kisileri mümkün oldugu kadar fazla sayida namaz kilmaga sürüklemenin de yolunu bulmustur. Bir kere yukarda belirttigimiz gibi, müezzinin sesini isitipte cemâaat namazinda hazir bulunanlara 25 namaz yazilacagini ve iki namaz arasindaki bütün günahlarinin bagislanacagini söylemistir12.
Yine ayni amaçla öngördügü baska bir buyruk vardir ki o da ölü için 40 ya da 100 kisi'nin namaz kilmalari halinde Tanri'nin, ölü hakkindaki sefâatleri mutlaka kabul edecegi hususu ile ilgilidir. Buharî, Müslim ve Nesâi gibi kaynaklarin bildirmelerine göre Muhammed söyle diyor: "Erkek olsun, kadin olsun müslümanlardan ölen bir kimse yoktur ki, onun ölüsü üzerine muslümanlardan yüz kisiye bâlig olan bir zümre namaz kilip hakkinda hayir dilekte bulunursa bu meyyit (ölü) hakkindaki sefâatlar muhakkak kâbul olunur" 13.
Namaz kilan kisilerin Muhammed lehinde yukardaki sekilde duâ'da bulunacaklari göz önünde tutulacak olursa, fazla sayidaki namazin Muhammed'in çikarlarlarina ne kerte yararli bulundugu kolaylikla anlasilir.
Dikkat edilecegi gibi Muhammed, insanlarin kendisi için Tanri'dan "rahmet ve bereket" duâ'sinda bulunmalarini saglayabilmek üzere onlara sefâat va'd etmektedir. Hattâ böyle yapacak olurlarsa günahlarinin silinecegini dahi söylemekten kaçinmamaktadir. Daha dogrusu onlarin kendisi için duâ etmelerine karsilik, kendisinin de onlar için sefâate bulunacagini belirtmektedir; hani sanki karsilik beklercesine is görmektedir. Söylemeye gerek yoktur ki böyle yaparken, ayni zamanda Tanri'yi, insanlarin duâ'lariyle is görüyormus gibi tanitmakta, ve sanki insanlar, duâ etmeyecek olurlarsa Tanri "rahmet ve bereketini" Muhammed'ten esirgermis gibi bir durum yaratmaktadir.
*
1 Hadîs'in tamami söyledir: "Üç sey insani helâke sürükler. Bunlar... cimrilik, nefsin arzu ve isteklerine uymak ve kulun kendi kendini begenmesidir". Bkz. Gazalî, Ihyau.... (1980), (Cilt III, sh. 559.
2 Bkz. Öztürk, age (Sh. 85)
3 Abdullâh b. Amr b. As'in rivâyeti için bkz. Sahih-i...(Cilt II, sh. 573)
4 "Tehiyyât" söcügü A'zamet", "Selâm", "Bekâ", "Müsibet ve belha'dan uzak" gibi anlamlara gelmekte.
5 "Tayyibât" sözcügü, "iyi", "hos", "yatistirici" gibi Allah'a özgü güzellikler karsiligidir.
6 Bu hususlar için Buharî'nin Abdullah b. Mes'ûd'un rivâyetine dayali hadîs'le ilgili açiklamara bakiniz. Sahih-i... (Cilt II, 869 ve d. Hadîs no. 459)
7 Bu hadîs için bkz. Sahih-i ... (Cilt IX, sh. 128, hadîs no. 1383). Ayrica Kâ'b Ibn-i Ücre ile Ebû Sâid'il-Hudrî'nin rivâyetleri için bkz. Sahih-i... (Cilt X, sh. 162, Hadîs no. 1725 ve 1726
8 Bu hadîs için bkz. Öztürk, age (sh. 176)
9 Buhârî'nin Ebû Hüreyre'den rivâyeti için bkz.Sahih-i.... (Cilt XI. sh. 126)
10 "Tasliye" sözcügü "Sallallahû aleyhü ve sellem" diye duha etmek demektir.
11 Müslim'in Abdullâh b. amr b. As'dan rivhayeti için bkz. Sahih-i... (Cilt II, sh. 573)
12 Ebî Dâvud'un "Sünen-i"nde Ebû Hüreyre'nin rivâyetine göre Muhammed söyle diyor: "Müezzine sesinin yetistigi yer nisbetinde magfiret olunur. Ratb u yâbis (taze, kuru) her sey de ona hüsn-i sahâdette bulunur. Da'vet ettigi cemâat namazina hâzir olana da yirmi bes namaz yazilir. Ve iki namaz arasindaki günahalri bagislanir". Burada geçen "Ratb u yâbis" deyimini "Agaç, kesek, tas, cin, ins, hiçbir sey yoktur ki, (muezzin'in) sesini isitsin de ona sahâdette bulunmasin" seklinde belirtenler vardir. Bkz. Sahih-i... (Cilt II, sh. 565)
13 Yüz kisi yerine kirk kisilik bir zümrenin namaz kilmasi hususunda da hadîs'ler var. Bkz. Sahih-i... (Cilt IV, sh. 468-9).