IV) Insanlari, Tanri'ya îmân eder gibi kendisine îmân ettirmekle övünür: "Amel'in en iyisi Tanri'ya ve Muhammed'e îmân'dir; Tanri'ya ve Muhammed'e karsi gelen alçaktir" derken yaptigi budur.


Kendi degerlemelerine göre yogurdugu Tanri fikrini, yine kendi amaçlari dogrultusunda kullanmak üzere Muhammed, bir de kendisini kul gibi gösterir ve tipki diger kul'lar gibi Tanri'ya boyun egmeyi övünme vesilesi yapardi. Ancak ne var ki bunu yaparken, kendisini Tanri'nin en sevgili ve son peygamberi olarak göstermekten, ve insanlari, tipki Tanri'ya îmân ettikleri gibi kendisine de îmân ettirmekten geri kalmazdi. Bunu saglamak üzere buldugu formüllerden biri su idi:"(Amel'in en efdâli) Allah'a ve Resûlüne îmân(dir)..." [ki Türkce karsiligi su oluyor: "Eylemin en yüce olani, Tanri'ya ve Muhammed'e îmân etmektir"]. Bu formülü taraftarlarinin kendisine sorduklari "Amelin hangisi efdâldir?" ("Eylemlerin hangisi erdemlidir?") seklindeki bir soruyu yanitlamak üzere ortaya atmistir. Bu soruya yukardaki sekilde "(Amel'in en efdâli) Allah'a ve Resûlü'ne îmân etmektir" deyince taraftarlari sormuslardir: "Ondan sonra hangisi?". Bu soruya Muhammed: "Allah yolunda cihâd" diye karsilik vermis ve ondan sonra da "Hacc etmek" diye eklemistir 1. Bunu söylerken anlatmak istedigi sey su idi ki, Tanri adina savasa çikmak, ya da hacc etmek vs... gibi seyler, Tanri'ya ve onun peygamberine "îmân" etmek'ten sonra gelir, ve "îmân" her seyin temelidir. Çünkü sunu biliyordu ki "îmân etmek" çok kapsamli bir seydir ve aslinda "mutlak itaat" (yâni "mutlak sekilde boyun egmek") anlamina gelir. Böylece yukardaki formül sayesinde kisileri hem Tanri'ya, ve hem de ayni zamanda kendisine îmân ettirmis, ve dolayisiyle boyun egdirtmis oluyordu.

Fakat bu isi biraz daha saglama baglamak üzere, kendisine boyun egmenin Tanri'ya boyun egmek anlamina geldigini söylemis ve Kur'ân'in bir çok sûre'lerine bu konuda âyet'ler koymustur. Örnegin Nisâ Sûresi'e koydugu âyet'lerden biri söyle: "Peygamber'e boyun egen, Tanri'ya boyun egmis olur" (K. 4 Nisâ, 80). Bir digeri de söyle: "De ki -'Tanri'ya boyun egin, Peygamber'e de boyun egin..." (K. Nisâ 54, 59). Fetih Sûre'sine sunu koymustur: "Ey Muhammed! Süphesiz sana bas egerek ellerini verenler (biat edenler), Allah'a bas egip el vermis sayilirlar..." (K. 48 Fetih 10). Al-i Imrân sûresi'ne koydugu bir âyet'le, kendisine boyun egenlerin Tanri tarafindan sevilip günahsiz kilinacaklarini anlatilmistir: "(Ey Muhammed!) de ki: -'Tanri'yi seviyorsaniz, bana uyun! Ki, Tanri da sizi sevsin ve günahlarinizi bagislasin..." (K. 3 Al-i Imrân 31). Nisâ Sûre'sine koydugu su âyet'le, Tanri'ya boyun eger gibi kendisine boyun egenlerin Cennet'lere alinacaklarini belirtmistir: "Kim Tanri'ya ve Peygamberi'ne boyun egerse, Tanri onu, altindan irmaklar akan cennetlere koyar. Sürekli kalir orada. Iste bu, büyük kurtulustur" (K. 4 Nisâ 13) 2.

Ve iste Kur'ân'in çesitli sûrelerine serpistirdigi bu tür âyet'lerledir ki Muhammed, gerek Tanri'ya ve gerek kendisine karsi gelme'nin "alçaklik" oldugunu ve bu bu gibi kimselerden Tanri'nin öç alacagini söylemis ve Kur'ân'a bu dogrultuda ayrica su tür âyet'ler koymustur: "Allah'a ve peygamberine karsi gelenler, iste onlar en alçak kimselerle beraberdirler. Allah -<And olsun ki Ben ve peygamberlerim üstün gelecegiz>- diye yazmisti..." (K. 58 Mücâdele sûresi, âyet 20-21).

Kendisini o kerte Tanrisal yücelikte görürdü ki, aleyhinde konusmanin ya da kötü haber yaymanin Tanri aleyhinde konusmak oldugunu söylerdi. Kendisini incitenlerin, tipki Tanri'yi incitmis gibi sayilacaklarini ve bunun sonucu olarak gerek bu yeryüzünde ve gerek ahiret'te azab'a ugrayacaklarini hatirlatirdi. Bu maksatla Kur'ân'a koydugu âyet'lerden biri söyle: "Allah'i ve Resûlünü incitenlere, Allah, (bu) dünyada ve ahirette lânet etmis ve onlar için horlayici bir azab hazirlamistir" (K. 33 Ahzab sûresi, âyet 57).

Ancak ne var ki Tanri'ya ve kendisine boyun egmeyenlerin "alçak" olduklarini, Tanri'nin onlardan öç alacagini, onlari azâb'a sokacagini bildirmek yeterli degildi. Esasen bu usûl'e genellikle henüz güçlü bulunmadigi Mekke döneminde basvurmustu. Fakat güçlendikten sonra, örnegin Medîne döneminde, hem bu yukardaki usûlü sürdürmüs ve hem de kiliç yolu ile korku ve dehset saçma usûlüne yönelmistir. Kendisine boyun egmeyip karsi gelenlerin, ya da kendisini incitenlerin mutlaka yakalanip en feci sekilde öldürülmeleri için Kur'ân'a ayrica hükümler koymustur, ki bunlarin basinda Mâide sûresi'nin su dehset verici âyet'i var: "Allah ve Resûlüne karsi savasanlarin, ve yer yüzünde (hak) düzenini bozmaya çalisanlarin cezasi ancak ya (acimadan) öldürülmeleri, ya asilmalari, yahut el ve ayaklarinin çaprazlama kesilmesi, yahud da bulunduklari yerden surülmeleridir. Bu onlarin dünyadaki rüsvayligidir. Onlar için ahirette de büyük azab vardir" (K. Mâide sûresi, âyet 33)

Yine bunun gibi Ahzâb Sûre'sine su âyet'i koymustur: "Andolsun ki, iki yüzlüler, kalplerinde hastalik bulunanlar, sehirde kötü haber yayanlar(a karsi) seni onlar(la savasa) çagiririz... Lânetlenmis olarak nerede bulunurlarsa yakalanir ve hem de öldürülürler" (K. 33 Ahzâb sûresi, âyet 60-61). Görüldügu gibi burada hedef edinilen kimseler, esas itibariyle , iki yüzlü davrananlar ve sehirde yalan yanlis uydurma haber yayanlardir, ki yorumcularin bildirmesine göre bunlar, munafiklar ile Medine'de ve civarinda yasayan Yahudi'lerdir3.

Ve iste bu sekilde olusturdugu korku ve dehset siyâsetinin sonucu olaraktir ki müslümanlar, Muhammed'i övüp yüceltmeyi, Tanri'yi övüp yüceltmek gibi bir gelenege saplanmislardir.


1 Buharî'nin Ebû Hüreyre'den rivâyeti için bkz. Sahih-i... (Cilt I, sh. 39, Hadîs no. 25)

2 Bu konudaki diger âyet'ler icin bkz. Dursun, Kur'ân Ansiklopedisi (Kaynak Yayinalri, Istanbul 1994, Cilt IV, sh. 13 ve d.)

3 Bkz. Elmalili H. Yazir, Hak dîni, Kur'ân Dili (Bedir Yayinevi, Istanbul 1993, çilt V, sh. 3929).