V) "Kim beni rü'yâ'da görürse hakki görmüs olur" diyerek, ya da Tanri'yi "Ey Muhammed! süphesiz sana bas egerek ellerini verenler, Allah'a bas egip el vermis sayilirlar" seklinde konusmus gibi göstererek övünür:


Muhammed'in söylemesine göre geçmisteki peygamberlerden hiç birini Tanri kertesinde görmek, ya da Tanri'nin oglu olarak kabul etmek dogru degildir. Bunun böyle oldugunu anlatmak üzere Kur'ân'a koydugu âyet'lerle Hiristiyanlarin Isâ'yi, ve Yahudi'lerin de Uzeyr'i Tanri'nin oglu, hattâ bir bakima "Tanri"'nin kendisi diye bilmelerini yermis, bunu "siniri asmak", gerçegi inkâr etmek saymistir. Örnegin Isâ'yi Tanri'nin oglu olarak kabul etmenin yanlis oldugunu bildirmis (Bkz. Tevbe sûresi, âyet 30; Mâide sûresi, âyet 72-73), ve onun hakkinda "Allah üçten biridir..." demenin "kâfirlik" oldugunu eklemistir (Bkz. Nisa sûresi, âyet 171)1. Isa'nin Tanri demek olmadigini anlatmak içim Kur'ân'a ayrica su âyet'i koymustur: "Meryem oglu Mesîh sadece peygamberdir..." (Bkz. Mâide sûresi, âyet 75). Fakat bununla da yetinmemis, bir de Isa'nin, kendi agziyle Tanri olmadigina dair konustugunu söylemistir (Bkz. Mâide sûresi, âyet 116-117)2.

Yine ayni sekilde Yahudilerin Uzeyir'i Tanri'nin oglu olarak kabul ettiklerini ve fakat bunun böyle olmadigini söylemistir (Bkz. Tevbe sûresi, âyet 30)

Ancak ne var ki ne Isâ'nin, ne Uzeyir'in ve ne de diger peygamberlerin Tanri kertesinde, ya da Tanri'nin oglu niteliginde görülmelerini istemeyen, onlara Tanri'ya ibâdet edilir gibi ibâdet edilmesine cevaz vermeyen Muhammed, kendisi için farkli bir durum öngörmüstür. Tanri'nin, melekleriyle birlikte kendisine salavât getirdigini, namazini kildigini söylemek yaninda bir de Müslümanlara Tanri kertesinde görünmek istemistir. O kadar ki, kapilmis bulundugu o sinirsiz övünme hirsi içerisinde: "(Ey Müslümanlar, içinizden) Her kim beni rü'yâ'da görürse hakikâtte beni görmüs olur. Zirâ seytân benim sûretimde temessül etmez" 3 diye konusmaktan geri kalmamistir. Hemen ekleyelim ki Ebû Hüreyre'nin rivâyeti olan bu hadîs'in bir kaç "lâfz" ile daha vârid oldugu anlasilmaktadir. Muhammed'in bu sözlerinin: "Her kim beni rü'yâda görürse hakki görmüs olur" ya da "Beni yakazada 4 görmüs gibidir" seklinde anlasilmasi gerektigi söylenmekle beraber 5, "Hak" sözcügünün "ad" olarak "Tanri" anlamina geldigi düsünülecek olursa6, yukardaki hadîs'in anlami biraz daha belirlenmis olmaktadir. Su bakimdan ki "Her kim beni rü'yâda görurse hakki görmüs olur" sözleri, Muhammed'in sadece seytan sûretinde görünmek istemeyisinin degil, fakat Tanri kertesinde görünmek isteyisinin ifâdesi olmak gerekir.

Öte yandan Muhammed, müslümanlar bakimindan Tanri'ya kul olmak ile kendisine kul olmak arasinda fark bulunmadigini anlatmak üzere Kur'ân'a, sanki Tanri konusuyormus gibi, su âyet'i koymustur: "Ey Muhammed! süphesiz sana bas egerek ellerini verenler, Allah'a bas egip el vermis sayilirlar" (K. 48 Fetih sûresi, âyet 10).

Iyice güçlenmis oldugu Medîne döneminde yerlestirdigi âyet'lerin çogunda kendisini Tanri'nin sözcüsü olarak, ve O'nunla ayni sayginlikta, ayni kertede göstermistir. Nice örneklerden bir ikisini belirtmek gerekirse Necm Sûresi'nde Tanri'yi yildizlara and içerek söyle konusur gösterir: "(Muhammed) kendiliginden konusmamaktadir; onun konusmasi ancak bildirilen bir vahy iledir; ona... cebrail ögretmektedir" (Bkz. 53 Necm sûresi, âyet 3-10).

Bu ve buna benzer âyet'leri pekistirmek ve kendisine itaat etmenin Tanri'ya itaat etmek demek olacagini anlatmak maksadiyle melekleri konusur göstermis ve söyle demistir: "Her kim Muhammed'e... itaat ederse Allah'a itaat etmistir. Her kim de Muhammed'e âsî olursa... Allah'a âsî olmustur..." (Câbir Ibn-i Abdullah'dan, ve ayrica Ebû Hüreyre'nin rivâyet olarak)7.

Fakat kendisine boyun egilmesini biraz daha saglama baglamak üzere Cennet va'd'lerinde bulunmayi ihmâl etmemistir: "Her kim bana itâ'at ederse Cennet'e girecektir. Her kim de bana âsî olursa o da (Cennet'e giremez)..." 8.

Bu va'd'ini daha câzib kilabilmek için kendisini "Bas sefâ'atçi" rolünde göstermis ve "itâ'atkar" kul'lara, Cennet'e girmek hususunda sefâ'at edecek tek peygamberin kendisi oldugunu, diger peygamberlerin sefâ'ati'nin yeterli bulunmadigini bildirmistir. Örnegin, Enes Ibn-i Mâlik'in rivâyetine göre söyle demistir: "Mahser halki Isâ'ya gelirler (sefâ'at) dilerler... Isâ da onlara -<Istediginiz umûmî sefâ'atçi ben degilim. Lâkin siz Muhammed'e ... gidip mürâcaat ediniz>- diyecek . Bunun üzerine ehl-i mahser bana gelecekler. Ben de onlara: -<Umum beseriyete sefâ'at bana ihsân olunmustur. Rabbimden müsâ'ade isteyeyim>- diyecegim. Rabbimden istedigim de müsâ'ade olunacak(tir)" 9.

Görülüyor ki, Muhammed'in söylemesine göre Isâ bile, Tanri'dan "mahser halki" için sefâ'atçi olabilecek yeterlikte degildir; bu yeterlilik sadece kendisine taninmistir. Hem de öylesine ki, biraz yukardaki hadîs hükmünde yer alan: "Rabbimden istedigim müsâ'ade olunacaktir" seklindeki sözlerden anlasilacagi gibi, Tanri onun sefâ'at istegini geri çeviremeyecektir.

*

1 "Ey kitaplilar! Dininizde siniri asmayin! Ve Tanri konusunda, yalnizca gerçegi söyleyin. Mesih, Meryem oglu Isa; Tanri'nin Meryem'e asilayip biraktigi bir kelimesi (söz'ü) ve kendisinden (üfürülme) bir ruh olan Peygamberi'dir (yâni : Tanri'nin oglü degildir)" (K. Nisâ 171)

2 "Allah: -Ey Meryem oglu Isa! Insanlara: <Beni ve anami, Allah'tan baska iki tanri bilin> diye sen mi dedin?- buyurdugü zaman o: <HasHa! Seni tenzih ederim; hakkim olmayan s?eyi söylemek bana yakismaz. Hem ben söyleseydim, sen onu süphesiz bilirdin. Sen benim içimdekini bilirsin, halbuki ben senin zatinda olani bilmem.Gizlilikleri eksiksiz bilen yalnizca sensin.

Ben onlara, ancak bana emrettigini söyledim: benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin, dedim. Içlerinde bulundugum muddetçe onlar uzerine kontrolcu idim. Beni vefat ettirince artik onlar uzerine gözetleyici yalniz sen oldun. Sen her seyi hakkiyle görensin" (K. Mâide 116-117)

3 Ebû Hüreyre'nin rivhayeti için bkz. Sahih-i... (Cilt I. sh. 104, Hadîs no. 92)

4 "Yakaza" sözcügü "uyku ile uyaniklik arasi hâl" anlaminadir..

5 Ebû Hüreyre'nin rivâyetine dayali hadîs'in çesitli "lâfz" ile söylendigi hakkinda bkz. Sahih-i... (Cilt I. sh. 104 Not. 2)

6 "Hak" sözcügü hem "ad" hem de 'sifat" olarak kullanilir. "Ad" olarak kullanildikta "Tanri" anlaminadir; sifat olarak kullanildikta ise "dogru", "dürüst" gibi anlamlara gelir. Bir de tasarruf niyetiyle söylendikte "mülkiyet" ifhade eder.

7 Bkz. Sahih-i... (Cilt XII, sh. 402, hadîs no. 2172). Ayni muhtevada olmak üzere Ebû Hüreyre'nin rivâyeti için bkz. Sahih-i... (Cilt VIII, sh. 348 Hadîs no. 1239)

8 Ebû Hüreyre'den rivâyet için bkz. Sahih-i... (Cilt XII, sh. 402; Hadîs no. 2171)

9 Sahih-i... (Cilt XII. sh. 425, Hadîs no. 2187)