VI) Insanlari kendisine muhtaç ve minnettar kilmakla övünür
Yukardan beri gördügümüz gibi Muhammed, hemen her vesile ve firsatta kendisini tüm insanlara ve tüm peygamberlere karsi üstün ve yüce göstermekten geri kalmazdi; fakat bununla yetinmez bir de insanlari kendisine muhtaç ve minnettar durumlarda kilmak isterdi. Verilecek örnekler çok; bunlardan biri Ebû Hüreyre'nin rivâyetine dayali olarak söyle:
Bir gün Muhammed'in sofrasina et yemegi getirilir; et'in kol tarfindan bir parça ayrilip önüne konur. Et'in bu kismini pek sever oldugu için ona bu sekilde ikrâmda bulunmak gelenek olmustur. Bu tür bir itibara mazhar olmak ona böbürlenme vesilesi yaratmis olmalidir ki et parçasini ön disleriyle söyle bir kopardiktan sonra: "Ben kiyâmet gününde bütün insanlarin ulu'suyum (yücesi'yim) ..." der 1. Biraz durduktan sonra baslar bu söylediklerinin gerekçesini hikâye etmege: güyâ Tanri, yeryüzünde gelmis geçmis ne kadar insan varsa bunlarin hepsini kiyâmet günü düz ve genis bir sahada toplayacaktir. Bu sirada günes bütün hararetiyle insanlara yaklasacak ve teker teker onlari yakmaga baslayacaktir. Artik insanlarin azabi, gami ve mesakkati öylesine dayanilmaz bir dereceye varacaktir ki, kurtulmak için Tanri'ya "delâlet" edecek bir sefâatçi arama çaresizliginde kalacaklardir. Ilk önce, insan nev'inin babasi bildikleri Adem'e giderek: "Rabbi'ne hakkimizda sefâat dile" diye yalvaracaklardir. Ancak ne var ki Adem, vaktiyle cennet bahçesinde iken yasak meyveden yedigini ve Tanri'ya karsi âsî'lik ettigini ve kendi nefsinden baska bir sey düsünemeyecegini ve bu nedenle baska bir sefâatçi aramalarini söyliyecek ve Nûh "peygamber"e gitmelerini tavsiye edecektir. Bunun üzerine insanlar hep birlikte Nûh'a gidip Tanri'dan sefâatçi olmasi için yalvaracaklardir. Fakat Nûh, kendisinin Tanri'ya karsi kusurlu oldugunu ve bu isi yapamayacagini bildirerek Ibrahim "peygamber"e basvurmalarini söyliyecektir. Bu sefer insanlar yine hep birlikte Ibrahim peygamber'e gideceklerdir. Fakat Ibrahim, Tanri'ya yalan söylemis oldugu için günâhkar sayildigini, bu nedenle Tanri'dan sefâat dileginde bulunamayacagini anlatarak Mûsâ "peygamber"e gitmelerini bildirecektir. Bunun üzerine insanlar Mûsâ'ya gidecekler, fakat o da özür beyan edecek ve vaktiyle istemeyerek adam öldürmüs oldugunu öne sürerek sefâatçi olamayacagini ve Isâ peygamber'e gitmelerini söyliyecektir. Isâ ise hiç bir günâh zikretmeyerek sefâatçi olamayacagini ve Muhammed'e basvurmalarini bildirecektir. Hikâye'nin bu noktasinda Muhammed sunu ekler:
"(Insanlar bana basvurunca) ben hemen gidip Ars-i Rahmân'in altina varacagim ve Aziz ve Celîl Rabb'ime secdeye kapanacagim. Sonra secdemde Allah bana kendisine olunacak en güzel hamd-ü senâdan öyle bir mefhû feth ve ilhâm edecektir ki simdiye kadar onu benden önce hiç bir peygamber feth ve ilhâm etmemistir. Ben ... Allah'a hamd-ü senhadan sonra Allah tarafindan: -Yâ Muhammed!, basini kaldir, iste. Dilegin verilecektyir, sefâat eyle. sefâatin kabul edilecektir- buyurulur. Ben secdeden basimi kaldirip: -Yâ Rab! ümmetim! Yâ Rab ümmetim!- diye ümmetim hakkinda sefâat edecegim. Bunun üzerine : -Yâ Muhammed! ümmetinden hesap ve suâle lüzumu olmiyanlari cennet kapilarindan sag kapidan cennet'e koy. Onlar Cennet'in bundan baska öbur kapilarindan da nâs ile ortaktirlar- buyurulacaktir...". Bunlari söyledikten sonra Muhammed, kendisini dinleyenleri biraz daha etkilemek için, Cennet'in kapi kanadlarinin çok genis oldugunu anlatmak üzere yeminlerle sunu ekler: "Hayâtim yed-i kudretinde olan Allâhu Teâlâ'ya yemîn ederim ki: Cennet'in kapi kanadlari~dan iki kanadin arasi Mekke ile Himyer, yâhud Mekke ile Busrâ arasi kadar genistir" 2.
Dikkat edilecek olursa Muhammed, kendisinden baska hiç bir peygamberin Tanri indinde sefâatçi olamayacagini, ve çünkü her birinin günâhkar durumda bulundugunu söylerken kendisini günahsiz imis gibi gösterme hevesindedir. Bu hevesini gerçeklestirmenin tek yolu, bütün günâhlarinin Tanri tarafindan bagislanmis oldugunu açiklamaktir. Muhammed için bunu yapmaktan kolay ne vardir ki? Kendisine sefâat için basvuranlarin agzina su sözleri sikistiriverir: "Yâ Muhammed! Sen Allah'in peygamberisin (ve peygamberlerin sonuncususun). Allah geçmisde ve gelecekde vukûu farzolunan bütün günâhlarini magfiret etmistir. (Tanri'ya) hakkimizda sefâat et; görüyorsun ki ne elem ve iztirab içindeyiz" 3
Görülüyor ki sefâatçi sifatiyle övünürken, hem kendisini insanlarin en üstünü kilmistir, hem günâhlarinin (geçmis ve gelecek dönemler itibariyle) tüm olarak bagislandigini ve su hâle göre sefâatçi olma hakkina sahip bulundugunu anlatmistir, ve hem de sefâatçilik ederek insanlari kendisine muhtaç ve minnettar durumda birakmistir.
*
1 Bu hadîs için bkz. Sahih-i... (Cilt XI, sh. 120-127, Hadîs no. 1711; ayrica bkz. Cilt XII, sh. 425, hadîs no. 2187)
2 Bu hadîs için bkz. Sahih-i... (Cilt XI, sh. 126). Ayni hikâye'nin biraz daha kisaltilmisini Enes Ibn-i Mâlik'in rivâyeti olarak: Sahih-i... (Cilt XII, sh. 425 , hadîs no. 2187)
3 Bu hadîs için bkz. Sahih-i... (Cilt XI, sh. 126)