C) Baskalari tarafindan övülmekten öylesine hoslanir ki, kin ve düsmanlik besledigi kisileri (özellikle sâir'leri) insafsizca öldürttügü hâlde, bunlardan kendisini öven ve yüceltenleri af ettigi olur.


Övülmekten öylesine hoslanirdi ki Muhammed, kin ve düsmanlik besledigi kisilerin (örnegin kendisini elestiren, hicveden ya da kendisiyle alay edenlerin) kellelerini uçurtmaktan geri kalmadigi halde, onlar tarafindan övülmek sartiyle intikamciligina bazan gem vurdugu olurdu. Hemen ekleyelim ki sevmedigi ve düsmanlik besledigi kimselerin basinda sâirler gelirdi. Onlara karsi düsmanligini dile getirmek üzere: "Benim, Tanri'nin mahluklari arasinda en ziyâde nefret ettigim kimseler sâir(ler) ve mecnun'lardir" derdi. Sâir'leri asagilatmak için ayrica Kur'ân'a : "Sâir'lerin ardindan ancak azginlar gider" (Suâra sûresi, âyet 224-226), ya da "...Sâirlerin her vadide saskin saskin dolastiklarini ve yapmadiklarini yaptik dediklerini görmez misin?" (Suâra sûresi, âyet 224-226) seklinde âyet'ler koymustur1. Bununla beraber kendisini öven ve yücelten bir sair gördügü zaman keyfe gelir, onun sözlerini "belig" ve "helâl" seyler olarak kabul ederdi. Kendisini yüceltmeyenlerin sözlerini ise "bâtil" sayardi2.

Kisilerin, özellikle "belig" ve taninmis sâirlerin kendisini yüceltici sözlerinde, hem gururunu oksayici ve hem de kendisine taraftar kazandirici çikarlar bulurdu. Bu çikarlar ugruna zaman zaman gazabi'nin asiriliklarini sinirladigi olurdu. Düsman bildigi ve dis biledigi bazi sâir'leri sirf bu yüzden af ederdi. Bir iki örnekle yetinelim:

Enes Ibn-i Mâlik'in rivâyetine göre bir gün Arabî'nin biri Muhammed'in huzuruna çikar ve yoksulluktan, kitliktan ve özellikle kurakliktan sikâyet eder. Hani sanki yagmur ve bereket kitligindan dolayi Muhammed'i töhmet altinda tutuyor gibidir. Yagmur yagmadigi için aç kaldiklarini belirterek söyle konusur: "Bizim inildeyebilecek bir devemiz kalmadi, ne de bagirabilecek çocugumuz". Kuskusuz ki, sikâyet niteligindeki bu sözlerin, Muhammed'i hosnud etmedigini bilmektedir. Bundan dolayidir ki, bunlari söyledikten hemen sonra baslar Muhammed'i yüceltmege; söyledikleri seyler siir seklinde sözlerdir. Söyle der: "Sana geldik yâ Resûla'llah, ama halimiz su: taze kizlarin sîneleri kaniyor didinmekten; çocuklu analarin yavrularina bakmaya vakitleri yok. Delikanlilar da açliktan o kadar zayif ki miskin miskin elleri yanlarina gelmis... Insan yiyecegi olarak bizde... karpuzu ile...'den baska hiç bir sey yok. Artik senden baska ilticâ edecek yerimiz kalmadi...""3. Dikkat edilecek olursa adamcagiz: "senden baska ilticâ edecek yerimiz kalmadi" derken bir bakima Muhammed'i Tanri kertesinde görmektedir; ondan baska siginilacak bir yer kalmadigini anlatmaktadir.

Siir seklinde söylenen bu sözler karsisinda kendinden geçen Muhammed, hemen "ridâ'yi serifini" sürükleyerek ayaga kalkar ve minbere çikip Tanri'dan yagmur yagdirtmasini ister. Ve çok geçmeden yagmur yagmaya baslar. Ancak ne var ki yagmur bir türlü durmaz; sonunda etrafi seller basar. Medîne disinda bulunanlar: "Aman boguluyoruz" diye feryad ederler. Bunun uzerine Muhammed tekrar ellerini semaya dogru kaldirip duâ eder ve yagmurun dinmesini ister. Bir anda kara bulutlar Medîne'nin üzerinden kenarlara dogru siyrila siyrila hotuz gibi bir sekil alir. Bu hâli gören Muhammed, kaynaklarin belirtmelerine göre "mubârek disleri görününceye kadar tebessüm buyurur" 4; çünkü basari saglamistir. Ancak ne var ki bu basarisinin, yagmur yagdirtmakla ilgisi yoktur. Sadece yagmur duâ'sini yapmadan önce gökyüzünün bulutlu oldugunu görmüs olup nasil olsa yagmur yagacagini tahmin ile ilgisi vardir


Kaynaklarin bildirdigi diger ilginç bir örnek, Tâif'in ünlü sâirlerinden Ka'b Ibn-i Züheyr ile ilgili olarak söyle:

Ka'b Ibn-i Züheyr yillar boyu Muhammed'e siirleriyle çatmis, hicivler yazmis, âdeta meydan okumustur. Ancak ne var ki Muhammed'in giderek güçlü duruma girmesiyle birlikte hayatinin tehlikeye girdigini görür. Bu nedenle taktik degistirmek gerektigini düsünür. Hicret'in 9.yilinda, Muhammed'e methiyeler yagdirmaga baslar. Bu dönekliginin tek nedeni korku'dur; bilir ki canini kurtarmak için baskaca yol kalmamistir. Çünkü Muhammed, Tâif halkinin Islâmiyeti kabul etmesi üzerine oradaki sâirlerin öldürtülmelerini emretmistir. Bu emir üzerine pek çok sâir'in kafalari kesilmistir. Kiyam'dan kaçabilenler, daha sonra kurtulamayacaklarini ve Muhammed'in eline düsüp kellelerini kaybedeceklerini anlayinca teker teker islâm'a girip övücü siirleriyle Muhammed'e yaranmaga çalismislardir. Iste onlari takliden Ka'b Ibn-i Züheyr de ayni yolu tutar. Muhammed'e ve Islâm'a karsi yillar boyu düsmanlik gösterdigi hâlde, simdi artik canini kurtarmak için Islâm'i kabul ve Muhammed'i yüceltmekten baska çözüm bulunmadigini düsünür ve düsündügü gibi yapar5. Bu amaçla bir gün Muhammed'in bulundugu camie gider ve orada Bânat Su'âd diye baslayan kasîdesini okur. Bu kasîde Muhammed'i yücelten sözlerden olusmustur. Bu sözleri büyük bir zevkle dinleyen Muhammed, öylesine hosnud olur ki, sâir'e karsi besledigi hinci unutup, mükâfat kabilinden olmak üzere onun omuzlarina "Burda" denen çizgili Yemen cübbesini atar6. Bu tarihten sonra Ka'b Ibn-i Züheyr, ömrünün geri kalan kismini, diger ünlü sâirlerle (örnegin Hassan Ibn-i Sâbit ya da Abdullah Ibn-i Revaha gibi) birlikte Muhammed'e methiyeler yazmakla geçirir7. Canini kurtarmak ugruna seref ve haysiyet duygularindan fedakarlik etme geregini duyarak eziklik içerisinde yasamaktan baska bir çözüm bulamamistir.

Kuskusuz ki Muhammed, kendisini öven ve yücelten bu sairlerin siir'lerini dinledikçe, hem onlarin ezikligini görmekle ve hem de taraftarlari üzerindeki etkisinin artigini farketmekle mutlu olmus, kendisi için övünme firsati bulmustur.

Anlasilan o ki, korku ve dehsete kapilmis olarak müslümanligi kabul eden sairlerin ya da kisilerin övgüsüne muhatab olmanin hiçte övünülecek bir yönü bulunmadigina aldiris etmemistir.

1 Bu konuda benim: "Toplumsal Geriliklerimizin sorumlulari: Din Adamlari" adli kitabima bakiniz.

2 Bu konudaki hadîs'ler için bkz. Sahih-i... (Cilt VII, sh. 223-6)

3 Sahih-i.... (Cilt III, sh. 282-3)

4 Seriâtçilarin deyisi böyle. Bkz. Sahih-i... (Cilt III, sh. 283-4)

5 Bkz. Ibn Ishak, age (1980) sh. 597 ve d.

6 Bu hususlarla ilgili olarak ünlü Misirli yazar Taha Hüseyin'in Arabça'dan Ingilizce'ye cevrilen su yapitina bakiniz: Taha Husseyin, The Stream of Days; A Student at the Azhar, (Longmans Green & Co. 1948, sh. 41 ve d.) Ayrica bkz. Ibn Sallam al-Cumahî, Tabakat al-Su'ara (Leiden 1916, sh. 20 ve d.). Bkz. R. Basset, La Bânat So'ad.

7 Hadîs'ler için bbkz. Sahih-i... (Cilt XII, sh. 141)

3