Yüce Görünme ve Övünme Taktigindeki Amaç: Insanlara Bas Egdirtmek
Muhammed'in tanimladigi Tanri azametli bir Tanri'dir, övünen ve böbürlenen bir Tanri'dir, keyfî bir Tanri'dir, kibirli bir Tanri'dir; üstelik de azametini, keyfîligini ve kibrini her an için kul'larinin suratina vuran bir Tanri'dir. Daha dogrusu bunlari yapmakla kul'larini biraz daha kendisine taptiracagini hesaplayan bir Tanri'dir. Muhamme'in Tanri'sinin böyle bir Tanri oldugunu anlamak için Kur'ân'i gözden geçirmek yeterlidir. Zirâ orada Tanri, kendi kendine: "Allah, göklerin ve yerin nûrudur... Nûr üstüne nûrdur. Allah, diledigini nûruna kavusturur... O, her seyi bilir" (K. Nûr sûresi, âyet 35) der. Ya da bu sözlerini pekistirmek ve kendisini biraz daha ululastirmak maksadiyle sunu ekler: "O (Allah), görüleni de görülmeyeni de Bilen, Kendisinden baska Tanri olmayan Allah'tir. O, aciyici (Rahman) olandir, aciyan'dir (Rahîm). O, kendisinden baska Tanri olmayan, Hükümran (Melik), çok kutsal (Kuddûs), esenlik veren (Selâm), güvenlik veren (Mü'min), görüp gözeten (Müheymin), güçlü (Aziz), buyrugunu her seye geçiren (Cebbar), Ulu olan (Mütekebbir) Allah'tir... O, vareden (Hâlik), güzel yaratan (Bâr^i), yarattikalrina sekil veren(Musavvir), en güzel adflar kendisinden olan Allah'tir. Göklerde ve yerde olanlar O'nu tesbih ederler. O, güçlüdür (aziz), hâkim'dir (Hikmetli)..." (K. Hasr sûresi, âyet 22-24) 1. Ve kendisini buna benzer daha nice sözlerle ululastirdigi ölçüde, kullarini kendisine mutlak sekilde taptiracagini bilir. Nitekim hesapladigi gibi olmus ve müslüman kisi, Tanri'nin azameti karsisinda kendisini "teslimiyet" duygusuna terketmis, Tanri'nin kul'u ve kölesi bilmis, bu yüzden mahviyet içerisinde küçülmüs, sinmis, benligini terketmis, müptezellesmis, degersizliginin bilinci icerisinde miskinlesmistir; bu nedenle kendi kisiliginin bilincinden yoksun kalmistir.
Ancak ne var ki müslüman kisiyi bu duruma düsüren Tanri, dogrudan dogruya Muhammed'in kendi hayalinde yarattigi ve deger ölçülerine göre tanimladigi bir Tanri'dir. Tanri'yi azametli, kibirli, müstebid ve övünmeye ve övülmeye hevesli imis gibi gösteren Muhammed'tir. Tanri'nin azameti ve kibri karsisinda insanlari "aciz" birer kul olarak tanimlarken aslinda, kendisine bas eger durumda kilmistir. Bu amacini, her seyden önce kendisini Tanri'nin en sevgili ve en serefli elçisi olarak göstermek, Tanri'ya övdürtmek, övdürtürken Tanri kadar azametli göstermek, hattâ Tanri'nin dahi salavât getirdigi durumlara geçirmek sûretiyle gerçeklestirmistir. Bunu saglamak içindir ki, biraz önce degindigimiz gibi Kur'ân'a, Tanri'nin melekleri ile birlikte kendisine salevet getirdigini, ve bu nedenle insanlarin dahi kendisine salevet getirmeleri gerektigine dair âyet'ler koymustur (örnegin: K. 33 Ahzâb 56). Yine bunun gibi Hudeybiye'de, "semre" agacinin altinda 1400 sahabî'nin kendisine ellerini vererek "biât" ederlerken, Tanri'nin bundan hoslandigini ve onlarin elleri üzerine kendi elini koydugunu bildirirken de yaptigi budur. Bu vesileyle Kur'ân'a koydugu âyet söyle: "(Ey Muhammed!) Andolsun ki o agacin altinda sana biat ederlerken Allah, o müminlerden razi olmustur..." (K. 48 Fetih sûresi, âyet 18).
Bütün bunlari sanki övünmekten ve övülmekten hoslanmazmis gibi görünerek yapmistir. Kitabimizin ilerdeki bölümlerinde bu hususlar ele alinacak ve açiklanacaktir.
1 Turan Dursun'un çevirisinden. Bkz. Kur'ân Ansiklopedisi (Kaynak Yayinlari, Cilt II, Istanbul, 1994 sh. 128)