MÜSLÜMANLIK SINAVI
Insanlarimizin büyük çogunlugu, Islâm dini'nin en son, en mükemmel bir din olduguna körü körüne inanmislardir. Agizlarindan: "El-hamdüli'llâh müslümanim" seklinde, kisilik kanitlamasi eksik olmaz; hemen her vesileyle bu sözleri tekrarlamak, ve her ise Allah'in adiyla baslamak onlara rahatlik verir. Bu rahatligi mutluluga dönüstürmek maksadiyle, yine her vesileyle, Muhammed'in adini ilâhilige bürüyüp, yüceltici sözcüklerle "Sallallahü teâlâ" (Allah onun sanini yüceltsin) ya da "Sevgili Peygamberimiz" diyerek mirildanmaktan geri kalmazlar. Koyu bir dinsellik bilincine sapli olarak bugün hâlâ 7ci yüzyil zihniyetiyle yasayip gitmektedirler. Islâmin "hosgörü" ve "baris" dini oldugunu söylerler ama, Islâm'dan baska din ve inanca yönelik olanlari "kâfir" ve "Cehennemlik" saymaktan, ya da Islâm Seriâti'ni elestiri konusu yapanlari dinsizlik'le, suçlamaktan geri kalmazlar. Akilci egitimden geçmedikleri için, onlari bu kör inanislardan ve davranislardan kurtarma olasiligi pek yoktur. Akilci egitimden geçmis olupta kendilerini "aydin" bilen siniflara gelince, onlarin çogunlugu da, Islâm Seriât'inin akla ve vicdana ters verileri içeren özünden habersizdirler. Örnegin kendilerine: "Islâm'dan baska dinlere yönelenler sapiktirlar" ya da "Müsrikleri nerede görürseniz öldürün" , ya da: "Islâm'dan çikanlari öldürün", ya da "Ey (müslümanlar)! Yahudileri ve hiristiyanlari dost edinmeyin... Içinizden onlari dost tutanlar, onlardandir..." ya da "(Yahudiler'den, Hiristiyanlar'dan) (Islâmi din edinmeyenlerle, boyunlarini büküp kendi elleriyle cizye (kafa parasi) verene kadar savasin", ya da "Yeryüzü Islâm olana kadar savasin onlarla", ya da: "Kölelik Tanrisal bir kurulustur", ya da "Kadinlar aklen ve dîne dûn (eksik) yaratiklardir", ya da "Sutresiz olarak namaz kilanin önünden esek, köpek, kadin geçerse namaz bozulmus olur", ya da "ölü insan ile , ya da hayvanla cinsî münasebette bulunan oruçlu kisinin kaza orucu tutmasi gerekir", ya da "Tanri, müslüman kullarina Cennette memeleri yeni sertlesmis güzel kizlar verecektir" , ya da: "(Ey Müslümanlar)... Küçük gözlü, kirmizi yüzlü, yayvan suratli Türklere karsi zaferler kazanilmadikça hüküm günü gelmis olmiyacaktir", seklinde ya da benzer nice buyruk gösterilmis olsa sasiracaklardir; bunlarin hosgörü anlayisiyle, ya da insan sahsiyetinin haysiyetiyle, ya da insanlar arasi sevgi ilkesiyle bagdasmaz seyler oldugunu söyliyeceklerdir. Ama bunu yapmakla, hem müslümanlik sinavindan basarisiz çikacaklarini, ve hem de Islâm'i inkâr etmek gibi tehlikeli bir ise girismis olacaklarini düsünemeyeceklerdir. Oysa bütün bu buyruklar, Muhammed'in Kur'ân' ve Kur'ân olmayarak ortaya vurdugu Islâmî verilerden baska bir sey degildir. Daha baska bir deyimle, bu kisiler ciddî bir müslümanlik sinavina çekilmis olsalar, ne müslümanliklarindan, ve ne de Tanri'ya ve Muhammed'e bagliliklarindan eser kalmayacaktir. Elinizdeki bu küçük kitap (ki Müslüman kisinin günlük yasamini düzenleyen seriât verilerinden sadece bir demet'tir) bunun böyle oldugunu kanitmak maksadiyle hazirlandi. Eklemek isterim ki bu veriler, basta Diyânet Isleri Baskanligi yayinlari olmak üzere temel Islâm kaynaklardan alinmistir.
Hurafe'ler, Bâtil Inançlar, Masal'lar ve Akli Dislayan Sorunlar Konusunda Bir Kaç Soru:
Islâm Seriât'i, insan aklini hurafelere, bâtil inançlara, ve akli dislayan ne varsa her seye inandirmaga yararli buyruklarla doludur. Çesitli yayinlarimla (özellikle "Toplumsal Geriliklerimizin Sorumlulari: Din Adamlari" adli kitabimla) bunlardan bir çogunu sergilemis bulunmaktayim. Kisaca animsatmak maksadiyle su girisi yapabilirim:
Muhammed'in getirdigi buyruklara göre, müslüman kisi, sabahleyin, horozlarin öttügünü isitir isitmez, derhal Tanri'nin "fazl-ü kerem" inden (cömertliginden ve lütfun'dan) isteyerek yataktan kalkacaktir, çünkü horozlar melek gördükleri için ötmüslerdir ve onu namaza çagirmaktadirlar. Fakat sunu da bilecektir ki, eger bu arada eseklerin anirmasini isitecek olursa, derhal Tanri'ya siginmak ve Muhammed'e salâvat getirmek gerekir, çünkü esek, seytan gördügü için anirmistir ve üstelik Kur'ân'da esek sesinin "seslerin en çirkini" oldugu anlatilmistir (K.31, Lokman, 19).
Yine bunun gibi, Müslüman kisi yataktan kalkarken, sag ayagiyle kalkmali ve her isini sag'a göre yapmalidir; çünkü kendisine sag'in sola nazaran "fazli" (üstünlügü) oldugu anlatilmistir. Yataktan çiktiktan sonra yapacagi ilk is, burnundaki nesneyi çikarmaktir; çünkü Muhammed'in söylemesine göre seytan, uyuyanin genzinde gezmektedir; bu nedenle burnundaki nesneyi nefesiyle çikarmalidir.
Ancak bu isi, tek sayi esasina göre, daha dogrusu üç def'ada olmak üzere yapmalidir, çünkü kendisine din diye belletilen o'dur ki müslüman kisi'nin bütün isleri "Allah" ile "alâkali" (ilgili) olmalidir, "Allah" ise tek'tir. Allah'la alâkali oldugu için tek, çift'ten daha iyidir. Bundan dolayidir ki yapacagi isleri 3, 5, 7 vs... gibi, tek sayilara göre ayarlamalidir: su içerken bardagi sag el ile tutup üç yudumda içmeli, hela'da abdestini yaptiktan sonra altini üç tas ile temizlemelidir. Nitekim Muhammed hep böyle yapmis ve müslümanlara kendinden örnekler birakmistir.
Ve yine Müslüman kisi unutmamalidir ki, tek sayilara göre is görürken, bunu ugurlu sayilabilecek nesnelerle denk getirebilirse, bundan ayrica yarar saglamak mümkündur. Örnegin her gün sabah sabah aç karnina yedi tâne Acve hurmasi'ndan yiyecek olursa, bütün gün boyunca kendisine ne "sem ve ne de sihir" zarar vermeyecektir [Bu konuda benim: "Toplumsal Geriliklerimizin Sorumlulari: Din Adamlari" adli kitabima bkz. Ayrica bkz. Sahih-i Buharî Muhtasari..., (Diyânet Isleri Baskanligi Yayinlari, cilt 11, sh. 393).
Yemek yerken sag eli ile yiyecek, ve yerken lokmasi elinden yere düserse, onu yerde biramayip midesine indirecektir, çünkü aksi takdirde seytan gelip lokmayi kapip götürecektir. Çorba içerken kase'nin ortasindan degil fakat kenarindan baslayacaktir, zira Tanri'nin inâyetleri çorba'nin ortasinda degil kenarindadir. Yemegin / içecegin içine sinek düserse, sinegin disarda kalan kanadini iyice batiracak ve sonra sinegi alip atacak ve yemesine, içmesine devam edecektir; zirâ sinegin iki kanadinin birisinde günah hastalik, digerinde ise sevap (sifa) vardir, ve sinek idrak sahibi oldugu için önce günah olan kanadini batirir. Bu nedenle eger sinegin disarda kalan kanadini, yemegin, içecegin içine iyice batirilacak olursa sevap (sifa), günahi (hastaligi) gidermis olacaktir. Bu isleri yaparken esnemesi gelirse, gücü yettigi kadar onu önlemege çalisacaktir, çünkü esnemek seytandandir ve seytan, esnerken "haaa!" diye agzini açan kisiye sevincinden güler. Seytan'in birisine sevinçle gülmesi ise, kötü bir seydir. Bu nedenle Tanri esnemeyi "fena" görmüs ve önlenmesini istemistir. Fakat buna karsilik aksiriga "muhabbet" eder, yeter ki aksirma "saglik ve rahatlama" eseri olsun. Bu da aksiran kisinin üç def'a'dan fazla aksirmamasiyle anlasilir. Eger böyle ise aksiran kisi "El-hamdüli'llâh" demelidir; böyle diyecek olursa artik bir daha göz agrisi diye bir sey çekmeyecegi gibi, aksirdigini duyan muslüman kisilerin kendisine "Yerhamükellah" (yâni "Tanri sana merhamet etsin") diye mukabele etmelerine vesile yaratmis olur. Böylece aksirik sayesinde müslüman kisi, Tanri'nin merhametine siginip bir kisim günahlarindan kurtulmus olacaktir. Fakat eger aksirma, "saglikli olmayan aksirik" niteliginde ise (örnegin hastalik ve rahatsizlik yüzünden aksirma ise), bu takdirde "Yerhamükellah" sözcügünün kullanilmasi seriât'a aykiridir. Aksirigin saglikli nitelikte olmadiginin anlasilmasi, aksirmanin sayisina baglidir. Eger aksiran kisi üç def'a'dan fazla aksirmis ise aksiriginin "sagliksiz bir aksirik" oldugu anlasilir, ve böyle bir halde o kisiye "Yerhamükellah" ("Tanri sana merhamet etsin") demek câiz degildir. Neden degildir, belli degil. [Kendi kendinize: "Oysa asil böyle bir halde kisiye Tanri'nin merhameti dilenmek gerekmez miydi" diye sormayiniz]
Müslüman kisinin günlük islerinin en önemlisi, bes vakit namazdir. Muhammed'in söylemesine göre Tanri ilk önceleri günde 50 vakit namaz emretmis iken, Musa'nin tavsiyesi ve Muhammed'in araciligi ile bu sayiyi bes'e indirmistir. Bu itibarla müslüman kisi Muhammed'e minettarlik duymalidir; zirâ günde bes vakit namaz yerine 50 vakit namaz kilmak durumunda kalmis olsaydi, gününün 24 saatini, namaz kilmakla geçirme zorunda kalirdi: ne uykuya, ne yemek yemege, ne çalismaya ne de eglenmege vakit bulabilirdi. Günde bes vakit namaz bile çok olup, is ve mesgalesi nedeniyle çogü müslüman kisiler Islâm'in bu geregini yerine getirememenin huzursuzlugu içerisindedirler.
Namaz kilmanin bir takim kurallari vardir ki, dikkat ve itina gerektirir. Bunlarin basinda, müslüman kisi'nin kible yönü'ne dönüp kendisiyle kible arasina "sütre" koymasiyle ilgili zorunluk vardir. "Sütre" denen sey, perde, örtü, harbe vs gibi seyler olabilir; çünkü sutresiz olarak namaz kilarken önünden esek, köpek, domuz ya da kadin geçecek olursa, namazi bozulmus sayilacaktir. Namaz sirasinda sessiz ve kokusuz sekilde yellenmenin namazi bozan bir yönü yoktur. Fakat namazda iken kible'sine karsi tükürmeyecektir, çünkü kendisiyle kiblesi arasinda Tanri durmaktadir. Mutlaka tükürmek zorunda kalirsa sol yanina, ya da sag ayaginin altina, ya da çeketinin içine tükürecektir.
Bu listeyi sinirsiza dek uzatmak mümkün. Fakat geliniz biz, kisaca fikir edinmek üzere, Islâm Seriâti'nin bazi buyruklarini konu edinerek "Müslümanlik Sinavi" düzenleyelim, ve insanlarimizin Islâm'a bagliliklarinin derecesini ögrenelim.
Olasidir ki böyle bir soruya: "Hayir, Islâm büyü ve üfürükçülük gibi ilkel seylerle ugrasmaz, bunlari bâtil inançlar olarak red eder" seklinde bir yanit vereceksinizdir. Ne var ki böyle bir yanit verdiginiz takdirde müslümanlik sinavindan sifir almis olacaksinizdir, çünkü Muhammed, gerek Kur'ân'a koydugu âyet'lerle ve gerek kendi eylemleriyle üfürükçülügün hem tükürüklü ve hem de tükürüksüz uygulamalarina, ve karsiliginda ücret almaga izin vermistir. Hemen ekleyelim ki Muhammed, her ne kadar bâtil inançlara karsi imis gibi görünmüs ve örnegin Kur'ân'a:
"Hak geldi, bâtil'sa yikilip gitti. Kuskusuz bâtil yikilip giden tür'dendir" (K. Isrâ sûresi, âyet 81)
ya da:
"Tanri bâtil'i yok eder ve hak olani sözleriyle yerlestirir..." (K. Sûrâ sûresi, âyet 24; ayrica bkz. Sebe' sûresi, 49; Enbiyâ 18, Kehf 56; vb...)
Seklinde âyet'ler koymus ise de, her hususta oldugu gibi bu hususta da söylediklerinin tersi olan seyleri yapmaktan geri kalmamistir. Kâ'be'deki "Kara Tas'i" (Hacer-i Esved'i) öpüp oksamasi ve bu tasi ilâh niteliginde kilmasi ve müslümanlar için tapinak yapmasindan, ya da Mina dagi'ni sag tarafina alarak "Cemre" mahallinde yedi çakil tasi atmak sûretiyle seytanlari kaçirtmaga çalismasindan tutunuz da hastaliklari tükürüklü ve tükürüksüz üfürük usûlleriyle tedavi yolunu seçmesi ve baskalarina da bu sekilde yapma iznini vermesi, Muhammed'in bâtil'a olan bagliliginin nice örneklerinden bâzilaridir. Konu'yu "Kur'ân'in Elestirisi 1" ve "Muhammed'in Bâtil'a inanmisligi" basligi altinda ayri bir yayin olarak ele almakla beraber burada, üfürükçülük konusunda getirdiklerine kisaca göz atacagiz.
Her seyden önce sunu belirtelim ki Muhammed, hastalik ve rahatsizliklarin "nefes","büyü" ve "üfürük" usûlleriyle giderilebilecegini söyler, ve bu usûllerin, Tanri tarafindan kendisine özellikle Felak ve Nas sûreleri olarak bildirildigini eklerdi. Felâk sûresi' nde su yazili:
"Ey Muhammed! De ki: -Yarattigi seylerin serrinden, karanligi çöktügü zaman gecenin serrinden, dügümlere üfleyip büyü yapan üfürükçülerin serrinden, ve kiskandigi vakit kiskanç kisinin serrinden sabahin Rabbine siginirim" (K. Felâk sûresi, âyey 1-5).
Nâs sûresi nde de su var:
"Ey Muhammed! De ki: -' Insanlarin kalplerine vesvese sokan, (insan Allah'i andiginda) pusuya çekilen cin ve seytanin serrinden insanlarin Rabbi'ne... siginirim" (K. Nâs sûresi, âyet 1-6).
Kur'ân'daki bu iki sûre, "Muavvizeteyn sûreleri" diye bilinir ki "Koruyucu" anlamina gelir, ve genellikle sifâ maksadiyle okunur. Böyle olmasinin nedeni, Muhammed'in bu âyet'leri bu dogrultuda olmak üzere kendisi için uygulamis olmasidir. [Bâzi kaynaklar buna "El-Ihlâs" sûresi'ni da katarlar; bu sûre Tanri'nin tek ve dogmamis ve dogurmamis oldugunu anlatmaktadir]. Ve yine Islâm kaynaklarinin bildirmesine göre Muhammed, bu üç sûre ile "nefes" edermis; her gece yatarken, ve özellikle rahatsizlik hissettigi zamanlar, bu yukardaki sûreleri okur, okurken de ellerine üfler ve sonra ellerini, basindan ve yüzünden basliyarak bütün vücûdunu sivarmis (mesh'edermis) ve bunu üç kez arka arkaya tekrarlarmis. Kendisini ölüme götürecek hastaliga yakalandigi zaman, bu isi kendi basina yapamayinca, Ayse'nin kendisine yardimci olmasini ister olmus. Daha baska bir deyimle Ayse, Muhammed'in nefes ettigi bu Muavvize sûrelerini kendisine nefes eder, ve sonra hastaliktan kurtulmasi için onun eline üfleyip, yine onun kendi eliyle vücûdunu sivarmis (meshedermis). Diyânet Isleri Baskanligi'nin, Islâm kaynaklarina dayali olarak insanlarimiza bellettigi sekliyle Ayse'nin konusmasi söyle:
"... Resûlullâh her zaman hastalandiginda Muavvize sûrelerini okuyup kendi (elleri)ne üflemek (ve ondan ifâkat için / hastaliktan kurtulmak için) eliyle vücûdunu sivamak i'tiyadinda (aliskanliginda) idi. Sebeb-i vefâti olan hastaliga tutulunca Resûlullâh'in nefes ettigi Muavvize sûreleriyle ben de kendisine nefes etmege (ve hastaliktan kurtulmasi niyetiyle) eline üfleyip kendi eliyle vücûdunu meshetmege basladim" [Bkz. Sahih-i Buharî Muhtasari... (Diyânet Yayinlari, Cilt 11, sh. 10 ve d. Hadîs no. 1664). Ayrica benim "Kur'ân'in Ele_tirisi 1" adli kitabima bakiniz].
Hastalik ya da rahatsizlik gibi hallerden kurtulmak için Muhammed'in buldugu bu üfürükçülük uygulamasina vesile olan olaylar, saskinligimizi biraz daha arttiracak niteliktedir. Gerçekten de, Islâm kaynaklarindan bir kismina göre, güyâ Cibril, bir gün Muhammed'in yanina gelerek ona uyanik olmasini ve çünkü Ifrit'in (ki Cin'lerin en tehlikelisi olarak bilinir) kendisine kötulük yapacagini haber verir ve yataga girdigi zaman Tanri'ya siginmasi için yukarda degindigimiz sûreleri okumasini söyler. Güyâ Muhammed, Cibril'in bu dedigini yapmak sûretiyle tehlikeden kurtulmus olur.
Islâm kaynaklarindan diger bazilarina göre, söz konusu sûre'lerin inisine sebeb olan olay, Yahudi'ler tarafindan Muhammed'e büyü yapilmasiyle ilgilidir ki, kisaca söyle özetlenebilir: Muhammed bir gün rahatsizlik hisseder; yemek yiyemez ve cinsî münasebette bulunamaz. Fakat az geçmeden Cibril ve Mikail adiyle bilinen iki melek gelip Muhammed'e, rahatsizliginin nedeni'ni bildirirler; ve anlatirlarki Yahudi'ler, Lebîd Ibn-i A'sam adindaki bir büyücü'ye para vermisler ve Muhammed'i büyülemesini istemislerdir. Ve onlarin bu istegi üzerine büyücü, bir ipe on bir dügüm atmis, ayrica da saç ve sakal tarantisi ile erkek hurmanin kurumus çiçek kapçigini koyarak bunu bir iple "Zervan" kuyusuna indirmistir. Ve iste Muhammed'in yemek yiyemeyip, cinsî münasebette bulunamamasinin nedeni, bu büyü'dür. Cibril ve Mikail bunu anlattiktan sonra Tanri'nin kendisine sifâ gönderdigini bildirip giderler. Bir rivâyete göre güyâ Cibril, kuyu'daki ipin çikartilmasini istedigi için Muhammed Ali'ye emir verir ve ipi kuyudan çikartip dügümlerine çözdürtür; böylece büyü ve sihir bozulmus olur. Bir baska rivâyete göre, yanina bir kaç kisiyi alarak kuyu'nun bulundugu yere gider ve kuyuyu kapattirir [Bu konuda bkz. Sahih-i Buharî Muhtasari... (Cilt VIII, sh; 471, Hadis no. 1312; ve Cilt 9 sh. 52, Hadis no. 1352); Ayrica Benim "Kur'ân'in Elestirisi 1" adli kitabima bakiniz.].
Sunu da ekleyelim ki Muhammed, ara sira basinda agri hisseder ve bu agri'nin kendisine yapilan sihir ve büyü'den geldigini söylerdi. Bas agrisini gidermek için, bir yandan yukarda degindigimiz âyet'leri okur ve özellikle: "... dügümlere nefes eden büyücülerin serrinden... Rabbime siginirim" (K. Felâk sûresi, âyet 1-5) âyeti'ni tekrarlar, fakat diger yandan da basindan hacamat olurdu. Fakat bunu da yeterli bulmaz, bir de "avce hurmasi" diye bilinen meyve'den yerdi. "Avce hurmasi" denen sey (ki Türkçe'de karsiligi "Balçik hurma" oluyor) Medine'de yetisen hurmalarin en lezzetlisi olarak biliniyor; güyâ Cennet'ten gelmedir. Muhammed'in söylemesine göre bu hurma agaci'nin meyvesi, insanlari sihir ve büyüden kurtarmaga yeterlidir. Bunu anlatmak için söyle demistir:
"Her kim sabahlari aç karnina yedi tâne Avce hurmasi yerse, o gün içinde o kimseye ne sem (zehir), ne sihir zarar vermez" [Bkz. Diyânet yayinlari, Sahih-i Buharî Muhtasari... cilt 11, sh. 393. Hadis no. 1863]
Avce hurmasinin insanlari sihre karsi koruduguna öylesine inanmisti ki, bu hurmayi agzinda çignem yaptiktan sonra yeni dogan çocuklarin agzina çalar ve bereket duâ'sinda bulunurdu. Böylece o çocuga büyü ve sihir gibi seylerin tesir etmeyecegini düsünürdü. Bundan dolayidir ki kadinlar, yeni dogan çocuklarini Muhammed'e getirirler, ve o da çocugu üfürür, ve agzinda çignedigi hurmayi çocugun agzina tükürürdü. Diyânet yayinlarinda, Esma adindaki bir kadinin söyle konustugu yazili: "Ben Abdullah'i (Medine'de) dogurdum. Sonra (çocugu Resûlullâh'a) getirdim de kucagina koydum. Bunun üzerine Resûlullâh bir hurma istedi. Onu çigneyip çocugun agzina tükürdü. Bu suretle oglumun midesine ilk giren sey Resûlullâh'in tükürügü oldu. Sonra Resûlullâh hurma çignemiyle çocugun damagini ugdu. En sonra çocuga duâ buyurdu, bereket vesahadet temenni eyledi" [Diyânet yayinlari, "Sahih-i Buharî Muhtasari..., cilt 10, sh. 116 hadis no. 1558]
Yine Islâm kaynaklarindan ögrenmekteyiz ki Muhammed, çesitli hastalik ve rahatsizliklari okuyup üfürerek tedavi yollarina gider, "tükürüklü üfürük" ya da "tükürüksüz üfürük" usulleriyle is görürdü. Tükürük kullanirken buna toprak karistirdigi da olurdu. Toprak olarak Medine topragini kullanirdi; çünkü Medine topraginin "serefli" ve "bereketli" oldugunu söylerdi. Söyle yapardi: Sahadet parmagina tükürür, sonra tükürüklü bu parmagini topraga sokar, ve parmagina bulastirdigi toprakla hastayi sivardi [Bkz. Diyânet Yayinlari, Sahih-i Buharî Muhtasari... cilt 12, sh. 92].
Göz agrisi gibi hastaliklar için, topraksiz tükürüklü üfürük usüllerine bagvururdu. Örnegin Hayber seferinde Ali'nin, göz agrisina yakalandigini ögrenince hemen yanina getirtmis, ve gözlerine tükürmüstür. Kaynaklarin bildirmesine göre güyâ Ali'nin gözleri hemen iyilesmistir [Bkz. Diyânet Yayinlari, Sahih-i Buharî Muhtasari... cilt 8, sh. 34, Hadis no. 1236].
Buna karsilik kulak agrilarini, yaralari (özellikle kiliç yaralarini), kiriklari, ya da akrep, yilan, böcek sokmasindan dogma zehirlenmeleri, göz degmesini, ve benzeri rahatsizliklari, tükürüksüz üfürükle (nefes'le) ve okuyarak tedavi usûllerini getirmistir. Örnegin Hayber seferinde bacagindan vurulan Seleme'yi (Ekva Oglu), üç kez üfleyip okumak sûretiyle iyilestirdigi söylenir! Sarilik belirtisi görülen kimseleri de okuyup üfleyerek tedavi ettigini söylerdi. Ayse'nin bildirmesine göre Muhammed: "göz degmesine karsi tedavi için okuyup üflemeyi" emretmistir [Bu konuda Buharî, ya da Müslim gibi temel kaynaklar için bkz. Turan Dursun, "Tabu Can Çekisiyor: Din Bu", Istanbul , Kaynak Yayinlari, 3.Baski, sh. 134 ve d].,
Üfürük'le tedavi usullerini Muhammed, sadece kendisine hasretmis degildir. Baskalarina da, bu sekilde hareket edebilmeleri, hattâ bu sayede kazanç edinip geçimlerini saglayabilmeleri için izin vermistir. Üfürükçülükle ugrasanlarin kazancindan kendisine pay aldigi olurdu. Islâm kaynaklarindan alinma örneklerden biri söyle: Salt Oglu Hârice 'nin amucasi olan Ilâka adinda biri müslümanligi kabul ettikten az sonra, Muammed'in yanina gelerek, deli ve cinnet getirmis bir kisi'yi, Fatiha sûresi'ni okuyarak ve üfleyerek tedavi ettigini, ve karsilisinda yüz deve aldigini söyler. Muhammed kendisine, deli'yi tedavi ederken Fatiha sûresi'nden baska bir sey okuyup okumadigini sorar. Ve ondan: "Hayir, Fatiha sûresi'nden baska bir sey okumadim" yanitini alinca, bu sekilde üfürükle tedavinin ve üfürük karsiliginda yüz koyun kazanç edinmenin hak ve helâl oldugunu, yeminler ederek bildirir; söyle der: "Canim üstüne antiçerek söylerim ki sen hak olan bir üfürükle tedavinin karsiligini alip yiyorsun" [Ebû Dâvut ve Ahmed Ibn Hanbel gibi temel kaynaklardan alinma bu örnek için bkz. Turan Dursun, "Tabu Can Çekisiyor: Din Bu", Istanbul , Kaynak Yayinlari, 3.Baski, sh. 139-140 ].
Görülüyor ki Muhammed, Kur'ân'dan âyet'ler okuyarak üfürükçülük yapmanin ve bu yoldan kazanç saglamanin Islâm'a uygun oldugunu söylemekte. Fakat bununla da kalmamis, bir de kendisi, bu sekilde kazanç saglayanlarin kazancindan pay almistir. Bu konuda, yine Buharî ve Müslim kaynaklarindan alinma su örnege göz atalim: Muhamed'in yakin arkadaslarindan Ebû Said Hudri, basinda bulundugu çetesiyle birlikte ganimet edinmek üzere yola çikar. Ilk konakladiklari yerde bir kabileye rastlarlar ki telas ve üzüntü içerisinde bulunmaktadirlar. Çünkü Kabile'ni baskanini akrep sokmustur, ve hiç kimse ne yapilmak gerektigini bilememektedir. Durumu gören Ebû Said, kabile baskanini tedavi edebilecegini, fakat bunu ücret karsiliginda yapacagini söyler. Pazarliga girisirler ve bir koyun sürüsü bedel üzerinde anlasirlar. Bunun üzerine Ebû Said, kabile baskanini karsisina alir, ve Kur'ân'dan Fatiha sûresi'ni okuyup üfürmege baslar. Güyâ kabile baskani iyilesmis olur. Bu isin karsiligi olarak Ebû Said, andlasma geregince bir koca koyun sürüsünü alip arkadaslariyle birlikte yola koyulur. Fakat çete mensuplari, koyun sürüsünün bir an önce aralarinda paylastirilmasini isterler. Ne var ki paylasim konusunda aralarinda sorun çikar. Anlasmazliga çözüm bulmak üzere Muhammed'e basvurulur. Olan bitenleri dinledikten sonra Muhammed, akrep sokmasi yüzünden hastalanan kabile baskaninin üfürük usûlleriyle tedavi edilmesini çok yerinde bulur, ve bu tedavi karsiliginda ücret olarak alinmis olan koyunlarin, bölüstürülmesine karar verir, fakat kendisine de bir pay ayrilmasini ister. Söyle der: "(Bu tedavi ve ücret isinde) Çok iyi etmissiniz, Koyunlari simdi paylastirin ve benim payimi da ayirin..." (Buharî'nin e's-Sahih, Kitabu't-Tibb, ve Müslim'in e's-Sahih, Kiyabu's-Selâm da bulunan bu hadisler, ve yukardaki alinti için bkz. Turan Dursun, "Tabu Can Çekisiyor: Din Bu", Istanbul , Kaynak Yayinlari, 3.Baski, sh. 136]
Yukariya aldigimiz bir kaç örnekten anlasilacagi gibi Muhammed, üfürükçülügün çesitli uygulamalarina kendinden örnekler verdikten gayri, ücret karsiliginda üfürükçülük yapilmasina izin vemistir: yeter ki üfürükçülük Kur'ân'dan âyet'ler (özellikle Fatiha sûresi) okunarak yapilmis olsun. Daha baska bir deyimle, eger hastaligi tedavi için, Kur'ân'dan okuyup üfleme usûlü uygulanacak olursa, bu caiz'dir; bunu karsiliginda ücret alinabilir. Yok eger üfürükçülük Kur'ân'dan baska bir sey okunarak yapilirsa geçersizdir, ve böyle bir tedavi bâtil bir tedavi sayilir. Sunu da ekleyelim ki Muhammed, üfürüklü tedavi usûllerini "asili hayvanin zehirinden nefes edilerek" yapilmasina da izin vermistir. Nitekim Muhammed'in karilarindan Ayse söyle demistir: "Nebî... her asili hayvanin zehirinden nefes edilerek Sifâ dilegine müsa'ade buyurdu" [ Bkz. Diyânet Yayinlari, Sahih-i Buharî Muhtasari..., Cilt 12, sh. 87 Hadis no. 1929; ve sh. 91 Hadis no. 1934]
Eger bu soruyu yadirgar ve: "Bu nasil istir? Hiç böyle bir din hükmü olabilir mi, Islâm'da böyle bir sey yoktur!" Seklinde yanit verecek olursaniz, müslümanlik sinavindan sifir alir, kâfirler arasinda yerinizi bulursunuz! Yok eger: "Evet bunlari Muhammed'in buyuruklari olarak benimsiyorum, çünkü basta Diyânet Isleri Baskanligi'nin yayinlari olmak üzere tüm Islâm kaynaklarinda bunun böyle oldugunu bildirmekte" der iseniz, siz tam bir müslüman sayilirsiniz. Çünkü gerçekten de Diyânet Isleri Baskanligi'nin ve din adamlarimizin, Muhammed'in buyruklari olarak insanlarimiza bellettigi din verilerine göre oruçlu kisi, hayvanla, ya da ölü insan vücûdu ile cinsel iliskide bulunacak olursa, orucu bozulmus sayilir; bu gibi hallerde kisinin "kaza orucu" tutmasi gerekmektedir (Bu tür hadîs'ler için Diyânet'in yayinladigi Diyânet Dergisi'nin., Cilt 11, sayi 6, sh. 340 bakiniz). Yorumculardan bir kismina göre, ölü insan vücûdu ile ya da hayvanla yapilan cinsî münasebet "zina" niteligindedir; ve bu nedenle kisiye zinâ için öngörülen cezâ uygulanmalidir. Fakat bir kisim yorumculara göre bu is zinâ sayilmayip çirkin bir eylemdir, bu nedenle bu eylemde bulunan kisiye zinâ cezasi degil "ta'zir" (azarlama) cezâsi uygulanmak gerekir. Diyânet'te görev almis din adamlarimizdan bazilarinin açiklamlarina göre Islâm Seriâti, oruçlu kisinin hayvan ile cinsî münasebette bulunmasi halinde ölüm cezasina carptirilmasini uygun bulmustur; ayrica, cinsî münasebette bulunulan hayvan, o kisinin mali ise, hayvan da öldürülmelidir; baskasinin mali ise hayvanin öldürülmesi gerekmez; çünkü "Hayvani öldürmenin amaci, bu suçun çagirisim yapilmasini ve fâili hakkinda ileri geri konusulmasini engellemektir"
["Hukûk-u Islâmiyye ve Istilâhât-i Fikhiyye Kamusu" ile Ibn Mâce'nin "Ter. ve Serhi" nden alinma bu husular için bkz.: Ali Riza Demircan, Islâm'a Göre Cinsel Hayat, Eymen Yayinlari, Istanbul 1986, Cilt 2, sh. 168 ve d. Ayrica benim "Toplumsal Geriliklerimizin Sorumlulari: Din Adamlari" adli kitabima bakiniz).
Uyumakta olan bir kadinla cinsî münasebette bulunan oruçlu kisinin durumuna gelince: söylemeye gerek yoktur ki, uyuyan bir kadinla cinsî munasebette bulunmak ve bulunurken onu uyandirmamak, büyük bir ustalik, ve uzmanlik isidir. Bunu becerebilen kisiyi kutlamak gerekir. Bundan dolayidir ki Muhammed, oruçlu iken bu isi gören müslüman kisiyi sadece kaza orucu tutmakla sorumlu kilmistir. Oysa oruçlu iken az tuz yemek sûretiyle orucu bozulan müslüman kisilere hem kaza ve hem de keffaret orucu tutmak gibi agir zorunluklar yüklemistir (Bu hususlar Diyânet Baskanligi'nin yayinlarinda yer aliyor. Bkz. Diyânet Dergisi , Cilt XI, sayi 6, sh. 339-340)
Ve iste bütün bunlara inaniyorsaniz, iyi bir müslüman olarak "Müslümanlik sinavi"ndan en yükskek notu almaga hak kazanmissiniz demektir. Aksi takdirde "kâfir" sayilmaniz gerekiyor!
Görüldügü gibi, yukardaki anlatima göre sinek, idrak ve ilâhî ilham sahibi oldugu için insanlarin sagligini düsünerek önce zehirli ve hastalikli kanadini yemegin (ya da içecek seyin) içine daldiriyor. sifâ kanadini disarda birakiyor, ki kisi onu da yemegin içine batirsin da hasta olmasin!
Eger bu sekilde konusanlara karsi siz, kalkipta: "Aklinizi mi kaçirdiniz? Deli misiniz? Bir sinegin iki kanadinda nasil olur da hem hastalik ve hem de sifa olan iki zid hassasiyet bir arada toplanabilir! Ve sanra hakir bir sinek, nasil olur da yiyecek ya da içecek içine önce zehirli kanadini sokmayi, ve devâ olan kanadini geri birakmayi bilebilir!" diye konusacak olursaniz, müslümanlik sinavindan sifir alir ve "kara cahil" olmakla damgalanirsiniz. Su nedenle ki, bu sekilde konusan kisi Muhammed'i inkâr etmis sayilir, çünkü Diyânet'in açiklamalarina göre Muhammed aynen söyle demistir:
"Sizden birinizin içecegi (ve yiyecegi) içine sinek düstügü zaman, o kisi onun her tarafini batirsin, sonra çikarsin (atsin). Çünkü sinegin iki kanadinin birisinde hastalik, öbirisinde de sifâ vardir..."
Hemen ekliyelim ki Muhammed'in bu sözleri, Buharî'nin Ebû Hüreyre'den rivâyeti olarak, ve ayrica da Hattâbî gibi ünlü yorumcularin açiklamalariyle birlikte insanlarimiza Diyânet Isleri Baskanligi tarafindan belletilmektedir. Buna inanmayanlari Diyânet "Cahil" olarak damgalamaktadir! [Bunun böyle oldugunu anlamak için bkz. Sahih-i Buharî Muhtasari.... (Diyânet Yayinlari, Cilt 9 , sh. 70 ve d. Hadîs no. 1365)]