Soru: "Balik'larin insanlari bastan çikarmak üzere bir takim oyunlara basvurdugunu belleten dinsel kurallara inanir misiniz?"


Biraz önce gördügümuz gibi, Islâmci'larin, sinek konusunda Muhammed'ten gelme oldugunu söyledikleri buyruk, Diyânet'in açiklamasina göre sineklerin "idrak ve ilâhî ilham sahibi " olduklarini ortaya vurmakta. Simdi bunu ögrendikten sonre kendi kendinize:"Sinek idrak ve ilhâm sahibi olur da balik olmaz mi?" diye soracak olursaniz, iste size Kur'ân'in Bakara ve A'raf Sûre'lerinden alinma bir örnek:

Vaktiyle Davud "Peygamber" zamaninda, Kizildeniz kiyilarindaki kasabalardan birinde, balikçilikla ugrasan bir Yahudi kabilesi varmis. Bu kabile geçimini bununla saglarmis. Ne var ki baliklar, her Cumartesi günü akin akin bu kiyilara gelip ertesi güne kadar beklerler ve ertesi gün, yani pazar günü hep birlikte kalkar giderlermis. Ve haftanin diger günlerinde bu kiyilara hiç gelmezlermis. Bu sekilde yapmalarinin sebebi Yahudilere oyun oynamak, onlari bastan çikarmak imis. Çünkü "idrak" sahibi bu kurnaz baliklar, bilirlermis ki Tanri, Cumartesi günleri avlanmayi Yahudilere yasaklamistir. Balik'lar bunu bildikleri için yukardaki sekilde Yahudilere oyun oynalarmis. Ne var ki, böyle bir yasaga boyun egmek, Yahudi'ler için aç kalmak demek olurdu. Çünkü Cumartesi yasagina uyacak olurlarsa, baliklar diger günler kiyiya gelmedikleri için, aç ve sefil kalacaklardi. Bu nedenle, Tanri'nin yasagina uymayip Cumartesi günleri avlanmaya baslarlar. Bunu duyan Davud "Peygamber" Yahudi'lere bedduâ eder. Onun bedduâ'sini isiten Tanri gazaba gelir ve bu kasabadaki Yahudi'lerin tümünü maymun'a dönüstürür!

Simdi yukardaki masal ile ilgili olarak size sorsalar: "Inaniyor musun bunlara?". Ne dersiniz? Eger akilci egitimle yetistirilmis bir kimse iseniz, vereceginiz yanit elbette ki su tür'den olacaktir: "Hayir! Böyle seylere inanmam; velev ki bunlar mucize niteliginde seyler sayilsa bile. Çünkü gerçek aydin bir kisinin mucizelere inanmasi olasi degildir; meger ki çilgin olsun". Fakat bunu söylediginiz an Kur'ân'i inkâr etmis, ve dolayisiyle kâfir durumuna düsmüs olursunuz. Çünkü bu masal, Kur'ân'in Bakara ve A'raf sûrelerinde yer almis olup, Muhammed'in söylemesine göre, Tanri sözleri olarak söyle ifâde edilmistir:

"(Ey Muhammed!) Onlara, deniz kiyisinda bulunan sehir halkinin durumunu sor. Hani onlar Cumartesi gününe saygisizlik gösterip haddi asiyorlardi. Çünkü Cumartesi tatili yaptiklari gün, baliklar meydana çikarak akin akin onlara gelirdi; Cumartesi tatili yapmadiklari gün de gelmezlerdi. Iste böylece biz, yoldan çikmalarindan dolayi onlari sinamaktaydik..." (K. A'raf sûresi, âyet 163)

Burada geçen "onlar" sözcügü, yukarda söz konusu edilen Yahudi kabilesidir. Güyâ Tanri, bu kabile'nin Cumartesi yasagina uyup uymadiklarini denemek için onlari böyle bir sinava sokmus, ve görmüstür ki onlar kendilerine yasak edilen seylerden vazgeçmeyecek kadar kibirlidirler! Ve iste bu nedenle Tanri onlari maymun haline sokmustur. Bunun böyle oldugu Kur'ân'da söyle belirtilmekte:

"Kibirlenip de kendilerine yasak edilen seylerden vazgeçmeyince onlara: -'asagilik maymunlar olun'- dedik..." (A'râf sûresi, âyet 166; ayrica bkz. Bakara sûresi, âyet 65).

Hemen ekliyelim ki Muhammed bu masali, "Tanri ve Peygamber buyruklarina uymayanlarin kötü bir akibete ugracaklarini" anlatmak, ve dolayisiyle Arap'lari kendisine bas egdirtmek maksadiyle kullanmistir. Düsünmemistir ki bu tür masallarla egitilen insanlar, akil rehberliginden yoksun kalip fikirsel gelisme olasiligini yitirirler.


Soru: "Fâre'lerin deve sütü içmeyip ancak koyun sütü içtigine, ve çünkü vaktiyle deve sütü içmeyen Yahudi kavimlerinden birinin, Tanri tarafindan fare cinsine dönüstürüldügüne dâir Islâmî inanc'a katilir misiniz?"


Böyle bir soru karsisinda, muhtemelen söyle diyeceksinizdir: "Hayir katilamam! Islâm'da böyle seylerin olduguna da inanmam. Çünkü insanlari bu tür inançlarla yetistirmek, onlari beyinsiz kilmak demektir". Ne var ki bunu dediginiz takdirde Muhammed'in söylediklerini inkâr etmis, ve müslümanlik sinavinda basarisiz kalmis olursunuz. Su nedenle ki, Muhammed'in söylemesine göre Tanri yasaklarina uymayan, günahkâr kavimler, Tanri tarafindan maymun ya da fâre gibi hayvan sekline dönüstürülmüslerdir. Ve iste Tanri, vaktiyle Benî Israil 'e (yâni Yahudilere) deve'nin eti ile sütü'nü haram kilmis idi. Bu yüzden Benî Israil kesinlikle deve sütü içmezlerdi. Böyle oldugu halde, Benî Israil'den bir kavim, bu yasaga aldiris etmedigi için Tanri tarafindan fâre sekline sokulmustur. Basta Diyânet Isleri Baskanligi yayinlari olmak üzere temel Islâm kaynaklarina göre Muhammed'in konusmasi aynen söyle:

Beni Israil'den bir kavim (mesh olup) beser tarihinden silindi, yok oldu. Bilinmez ki, okavim ne (fenalik) islemistir. Ben zannetmem ki, o ümmet fare'den baska bir seye mesh ve tahvil edilmis olsun. Cünkü fâre (içsin) diye (bir yere) deve sütü konulursa, onu içmez de koyun sütü konulursa onu içer" [Muhammed'in bu sözleri, Diyânet yayinlarindan alinmadir. Bkz. . Sahih-i Buharî Muhtasari... Cilt 9, sh. 68, Hadis no. 1364; ayrica benim Seriât'tan Kissa'lar 1 adli kitabima bakiniz]


Soru: "Ev fâre'lerinin, yangin çikarmak bakimindan pek usta olduklarina, ve onlari bunu yapmaga seytanlarin zorladiklarina ve bu nedenle mutlaka öldürülmeleri gerektigine dâir Islâmî buyruklara uyar misiniz?"


Vereceginiz yanit, muhtemelen yine söyle olacaktir: "Hayir! Bu gibi hurafelere inanmam. Fâre pis ve zararli bir hayvandir, ve belki bu nedenle öldürülmesi gerekir ama, yangin çikarmak bakimindan Seytan tarafindan bastan çikarildigini düsünmek, hurafeye inanmak olur!"

Böyle konustugunuz takdirde Muhammed'in sözleriyle alay etmis olursunuz ki, cezasi en azindan cehennemlik olmaktir; kuskusuz bu arada müslümanlik sinavindan da kötü not alacaksinizdir. Çünkü Muhammed'in söylemesine göre Seytan, "füveysika" (fâsikcagiz) denen ev faresini yangin çikarmaga sürükler. Gerçekten de Diyânet Isleri Baskanligi'nin yayinlarinda ve diger Islâm kaynaklarinda anlatilanlar söyle:

Muhammed, bir gün uykudan uyandiginda görür ki, seccâdesinin el kadar bir kismi yanmistir. Bir de bakar ki, küçücük bir ev fâresi, orada bulunan kandilin fitilini yakalamis evi atese vermek üzeredir. Hemen kalkar ve fâre'yi öldürür. Ve sonra halka söyle der:

"Siz uyumak istediginizde kandilinizi söndürünuz. Çünkü seytan bunun gibi hayvanlari yangin cinâyetine sevk eder" [Bkz. Sahih-i Buharî Muhtsari, cilt 9 sh. 70)

Simdi diyeceksinizdir ki Muhammed bunu, uykuya yatilacagi zaman, kandilin söndürülmesi ve böylece yanginlarin önlenmesi için yapmistir. Evet ama insanlari, akilci usullerle egitmek varken seytanlar, ya da fâreler ilmiyle yetistirecek olursaniz, onlari beyni islemez yaratiklar haline sokmus olmaz misiniz!


Soru: "Horoz'larin melek gördükleri zaman öttüklerine ve öttükleri zaman müslümanlar için Tanri'nin "kereminden" dilekte bulunmak gerektigine daîr bir hükmü Tanri ve "Peygamber" buyrugu olarak kabul ediyor musunuz?"

Yine bunun gibi: "Eseklerin seytan gördükleri zaman anirdiklarini, ve anirdiklari zaman -'Eûzü bi'llâhi mine's-seytâni'r-racîm'- deyip Tanri'ya siginmanin müslüman kisi bakimindan zorunluk olduguna inaniyor musunuz?"


Eger bu sorulara: "Hayir, olmaz böyle sey! Bunlar Tanri'dan ya da Peygamber'den gelmis olamaz. Bu gibi sözleri Tanri'ya ve Muhammed'e yamamak, Tanri'yi ve elçisini alaya almak olur" seklinde bir yanit verecek olursaniz müslümanlik iddiâniz tehlikeye girmis olur. Ve hele bir de bu söylediklerinizi açiklamak üzere, kendi kendinize: "Bunlar akil disi seyler! Neden horoz melek gördügünde ötsün de esek seytan gördügünde anirsin! Esek melek görmez mi! Gördügünde ne yapar! Ya da horoz seytan görmez mi! Gördügünde ne yapar! Nedir Tanri'nin ya da Muhammedin esek'lere karsi husumeti ki zavalli hayvani, seytandan baska bir sey görmez diye tanimlarlar ve onun anirdigini görenleri Tanri'ya siginmaga çalirirlar!" seklinde akilci bir yanita yönelecek olursaniz, haliniz fena. Çünkü böyle bir sey söylediginiz zaman Islâm seriâtini inkâr etmis sayilir ve kâfir'lerden olarak cehennemi boylarsiniz.

Yok eger bu yukardaki sorulara "Evet bunlarin Tanri ve Peygamber sözleri oldugunu kabul ederim!" diye yanit verecek olursaniz, müslümanlik sinavini basariyla atlatmis, ve "imani tam" bir müslüman olarak övünmeye hak kazanmis olursunuz. Su bakimdan ki Muhammed, horozlari, müslümanlari namaza uyandiran yaratiklar olarak övgüye lâyik bulur, onlara sövülmemesini isterdi; örnegin söyle derdi:

"Horoza sövmeyin. Çünku o namaza uyandirir"

[Ebû Dâvud'un "Kitab'ul-Edeb"inde yer alan bu Hadîs için bkz. Imam Nevevî, age , Cilt 3, sh. 328].

Yine bunun gibi Muhammed, horozlarin melek gördükleri zaman öttüklerine ve eseklerin seytan gördükleri zaman anirdiklarina da inanmisti; söyle derdi:

"Horozlarin öttügünü isittiginizde (dileklerinizi) Allâh'in fazl-ü kereminden isteyiniz. Zirâ horozlar melek görmüsler (de öyle ötmüsler)dir. Merkebin anirmasini isittiginiz de de seytan(in serrin)den Allâh'a sigininiz (ve: Eûzü bi'llâhi mine's-seytâni'r-racîm, deyiniz). Çünkü merkep seytan görmüs de (öyle anirmis) dir". [Bkz. Diyânet'in "Sahih-i Buharî Muhtasari ..." adli yayinlarinin 9.cu cildinin 66-67 sayfasinda yer alan 1363 sayili hüküm].

Diyânet'in belletmesine göre Muhammed, bu sözleri söyledikten sonra söyle eklemistir:

"Merkep, seytan görmedikçe anirmaz. Merkep anirinca siz Allahu Teâlâ'yi zikredin, bana da salâvat getiriniz" (Diyânet yayinlari, Sahih-i Buharî Muhtasari.... Cilt IX, sh. 68).

Dikkat edilecegi gibi merkep anirmasi, kisiye Tanri'nin adini anip Muhammed'e salâvat getirmek (duâ etmek) gibi bir zorunluk yüklemekte. Böyle bir zorunlugun kutsal duygularla nasil bagdasabilecegini düsünmek kuskusuz ki kolay degil1.

Bu yukardaki veriler, Diyânet yayinlariyle insanlarimiza belletilmekte. Ne var ki horoz'larin melek gördükleri zaman öttüklerini, ya da merkeplerin seytan gördükleri zaman anirdiklarini söyleyen bu ayni Diyânet, halk arasindaki "Kara karga kimin evinde öterse o haneden cenaze çikar" seklindeki inançlari hurafeden sayar. Daha baska bir deyimle, her hangi bir kimsenin evinde kara karga'nin ötmesiyle cenaze çikar olduguna dâir olan inanci hurafe olarak kabul ettigi halde, merkebin seytan gördügü için anirmasi üzerine Tanri'ya siginmak gerektigine dair hükmü hurafeden saymaz! Ya da, karga'nin ötmesinin cenaze ile iliskisini hurafe diye tanimlar, ama horozun ötmesini meleklerden ve merkebin anirmasini seytandan bilip ayni nitelikteki bir hurafe'yi, baska sekiller altinda halkimiza sokusturmaktan geri kalmaz. Ve iste insanlarimizin dinsel egitimi, bu zihniyetteki bir Diyânet'e ve onun emrindeki din adamlarina terkedilmis bulunmakta!


Soru: "Rüzgar estigi zaman ona sövmemek gerektigine dâir olan seriât buyruguna inanir misiniz?"


Bu soruya: "Hayir, inanmam böyle saçma seylere!" diyecek olursaniz Muhammed'in sözlerini inkâr etmis olacaginiz için, kuskusuz ki müslümanlik sinavindan yine kocaman bir sifir alacaksinizdir. Çünkü Muhammed, horozlara sövülmesini yasakladigi gibi, rüzgar'a sövülmesini de yasaklamistir. Sebeb olarak da rüzgar'in "Allah'in rahmeti" demek oldugunu bildirmistir. Güyâ Tanri, rüzgar göndermek sûretiyle müslüman kul'larina rahmet ya da azâb hazirlar. Rüzgar estigi zaman müslümanlar, Tanri'dan yalvarip bu rüzgari "hayirli" kilmasini dilemelidirler. Muhammed'in soylemesi aynen söyle:

"Rüzgar Allah'in rahmetindendir. O ya rahmet veya azab getirir. Onu gördügünüzde sövmeyiniz. Allah'tan hayrini isteyin, serrinden de Allah'a siginin" [Bu ve buna benzer Hadîs'ler için bkz. Imam Nevevî, age, Cilt 3, sh. 326 ve d.]


*


Size deseler:"Öküz, kendi sirtina binilmesinden hoslanmadigini, ve çünkü gururlu bir hayvan oldugunu söyler. Çünkü o, sadece tarla sürmek için yaratilmis bir hayvan oldugunu kabul eder, ve bunu kendi agziyle Yahudilere bildirmistir, Muhammed de öküzün bu sekilde konustuguna inandigini söylemistir" .


Bunu söyliyene karsi ne dersiniz? Eger kalkip da: "Sen benimle alay mi ediyorsun! Ne öküz böyle konusur ve ne de Muhammed böyle bir sey söyliyebilir" seklinde konusacak olursaniz, Muhammed'i yalanlamis olur ve dolayisiyle müslümanlik sinavindan sifir alirsiniz. Çünkü basta Diyânet Isleri Baskanliginin yayinlari olmak üzere, en saglam Islâm kaynaklarina göre Muhammed, öküzlerin binek hayvani olmayip, tarla sürmek için yaratildiklarini, ve su hâle göre onlari merkep gibi kullanmanin isabetsiz oldugunu, ve daha dogrusu çiftçilerin öküz kullanmak sûretiyle tarlalarini sürebilmelerinin câiz oldugunu bildirmek üzere halka su hikâyeyi anlatir:

"(Benî Isrâil zamâninda) bir kimse öküz üzerine binmisti. Bu sirada hayvan o kimseye yüzünü çevirip bakarak: -'Ben bunun için yaratilmadim! Ben tarla sürmek için halk olundum'- demistir".

Anlasilan o ki öküz, merkep gibi sirtina binilmesinden hoslanmayan, bunu gururuna yediremeyen bir hayvandir; çünkü Tanri onu sirtina binilsin için degil, tarla'ya sürülsün için yaratmistir.

Yukardaki hikâyeyi anlattiktan sonra Muhammed, öküzün bu sekilde konustuguna kendisinin de inandigini kanitlamak üzere sunu ekler:

"Ben, hayvanin böyle söyledigine inandim".

Fakat bunu yeterli bulmaz; halki bu söylediklerine biraz daha inandirabilmek için Ebû Bekr ile Ömer b. Hattâb'i kendisine destekçi olarak gösterir ve öküzün bu sekilde konustuguna onlarin da tanik olup inandiklarini belirtir (Bkz. Sahih-i..., Cilt VII, sh. 143, Hadîs no. 1049. Ayni rivâyet Müslim'in Fazâil'inde ve Tirmizî'nin Menâkib'inda bulunmakta).

Dikkat edilecegi gibi bütün sorun, öküzün binek hayvani olarak degil fakat çiftçilikte tarla hayvani olarak kullanilmasi ile ilgilidir. Bunu anlatmak için Muhammed'in yaptigi sey, öküzü konusuyormus gibi gösterip mu'cizevî bir olayi dile getirmek oluyor. Getirirken de kisileri, mu'cize'den baska bir usul ile (örnegin akilcilik yolu ile) egitilemezmis gibi bir duruma sokmus oluyor. Oysa: "Tarlalarinizi öküz kullanmak sûretiyle sürebilirsiniz" seklinde bir seyler söylemis olsa mesele kalmiyacaktir.


Soru: "Kurt denen vahsi hayvanin, insanlarla konustuguna ve gelecekten haber verdigine dair din verilerine inanir misiniz?"


Bunu söyliyene karsi tutumunuz, muhtemelen yine ayni olacak ve yine müslümanlik sinavindan basarisiz çikmis olacaksinizdir. Su nedenle ki, Muhammed'in, "gururlu öküz"le ilgili olarak yukarda belirttigimiz sözlerinin devami kurt denen vahsi hayvani, hani sanki ileri görüslü imis gibi gösterir niteliktedir! Buhârî'nin Ebû Hüreyre'den rivâyetine göre Muhammed, bir gün halk'a söyle der:

"... Bir kere de bir koyunu bir kurt kapmisti. Çoban kurdu pesi sira takip etti (ve koyunu biraktirdi); bunun üzerine kurt, çobana hitâb ederek: -'Elbette yirtici hayvan(larin sürüye saldirdigi bir gün gelir. O fitne) gününde koyunun benden baska çobani bulunmayacaktir. (Bakalim o gün) koyunu benden kim kurtarir!- dedi"

Bunu anlattiktan sonra yine halki inandirmak umuduyle ekler:

"Ben, kurdun böyle söyledigine de inandim; Ebû Bekr'le Ömer de inandi" (Bkz. Diyânet yayinlarindan: Sahih-i Buharî Muhtasari..., Cilt VII, sh. 144. hadîs no. 1049).

Muhammed'in açiklamasina göre kurt, Medîne sehrinin bir gün gelip orada oturanlar tarafindan terk edilecegini, vahsi hayvanlarin, kurtlarin ve kuslarin istilasina ugrayacagini haber vermis, böylece ileri görüslülügünü ortaya vurmustur. "Neden dolayi Muhammed, Medîne'nin böyle bir hâle düsecegini anlatmak için kurt hikâyesine basvurmustur!" diye sorulacak olursa, verilecek yanit muhtemelen su olmak gerekir:

Kurtubî ve Ibnü'l Arabî ve Kâdi Iyâz gibi kaynaklarin bildirmesine göre Muhammed, bir gün gelip Medîne içinde bir takim fitnelerin ve müsibetlerin olacagini, Bedevî Arab'larin gelip sehre yayilacaklarini, ve orada ötedenberi oturanlari yerlerinden edeceklerini haber vermistir (Bkz. Diyânet yayinlarindan: Sahih-i Buharî Muhtasari... Cilt VI. sh. 234-236, Hadîs no. 885). Pek muhtemelen bu söylediklerini pekistirmek içindir ki yukardaki kurt hikâyesini anlatma ihtiyacini duymus olmalidir. Hikâyeyi anlatmakla, Medîne'nin önemini vurgulamak istemistir. Ne var ki bütün bu felâketlerin Medîne'nin basina ne zaman gelecegi hakkinda bilgi vermemistir. Bundan dolayidir ki Islâm yazarlarindan bazilari bu olayin Emevî'ler ve Abbâsî'ler döneminde olustugunu söylemislerdir. Bazilari da kiyâmet saatinin yaklastigi bir zamanda olusacagini öne sürmüslerdir (Kurtubî'nin, ve Ibnü'l Arabî'nin ve Nevevî'nin gorüsleri için bkz. Diyânet yayinlarindan: Sahih-i Buharî Muhtasari... Cilt VI. sh. 234-236, Hadîs no. 885; ve Cilt VII. sh. 143-147, Hadîs no. 1049).


Soru: "Abdestinizi yaptiktan sonra altinizi (pisliginizi) temizlerken tek sayida tas, ya da tek sayida kerpiç kullanmak gerektigine, ve bu sayilarin bir, üç, bes, yedi vs... gibi tek olmasinin önemli bulunduguna ve bunun gibi her 'hayirli' isin tek sayilara göre yapilmasinin Tanri ve Peygamber emri olduguna inaniyor musunuz! Buna inanmanin, Tanri'nin tek oldugu inanciyle baglantili bulundugunu kabul ediyor musunuz!"


Eger bu soruya: "Hayir olmaz böyle sey; Tanri'nin tekligini kanitlamak için insan pisliginin tek sayidaki tas ya da kerpiçle temizlenmesini öngören bir buyruk Tanri ve peygamber buyrugu olamaz!" der iseniz müslümanliginiz süphe götürüyor demektir. Sinav'da sifir almaniz için bu süphe yeterlidir.

Yok eger yukardaki sorulara "Evet bunlara inaniyorum" der ve abdestinizi yaptiktan sonra tek sayidaki tasla altinizi temizlemeyi âdet edindiginizi bildirirseniz, ya da su içerken tek sayida yudumlayarak içerseniz, hurma ve zerdali gibi meyveleri yerken bunlarin sayisini tek tutarsaniz, ya da genellikle her isinizi tek sayi esasina göre yaparsaniz iyi bir müslüman olmakla övünebilirsiniz. Çünkü bu sekilde davranmakla, Tanri'nin ve Muhammed'in buyruklarina uymus olmaktasinizdir. Muhammed'in bu konudaki buyruklarindan bir kaç örnek söyle:

"... Her kim istinca için tas istimal ederse, adedini tek yapsin (Hiç olmazsa üç tas kullansin)..." [Bkz. Sahih-i Buharî Muhtasari... (Diyânet Isleri Baskanligi Yayinlari, Cilt I, sh. 148, hadîs no. 130)

"Abdu'llâh b. Mes'ûd... söyle demistir: Nebiyy-i Mükerrem... (bir kere) kazâ-yi hâcete gitti: 'üç tas getir' diye bana emretti..." [Sahih-i Buharî Muhtasari... (Diyânet Isleri Baskanligi Yayinlari), Cilt I., sh 142, Hadis no. 124) ]


"... Allah tek'tir, tek olan seyi sever..." [Bkz. Ebû Dâvud ve Tirmizî, Kitab'ul-Edeb, Kitab'us-Salât, 1416; Tirmizî, Kitab'us-Salât 453; Imam Nevevî, Riyâz'üs Sâlihîn Tercümesi, [Merve Yayinlari, Istanbul 1992, Cilt 2, sh. 396, H. no. 1132]



"... (Kisi) Hurma, zerdâli gibi sayilabilen sey'ler yedigi zaman tek yemelidir; yedi, onbir veya yirmibir gibi. Böylece bütün isleri, Allahu Teâlâ ile ilgili olmalidir. Çünkü o Tek'tir, çift degildir..." [Bkz. Gazali, Kimyâ-yi Saâdet sh. 162 (Bedir Yayinevi, Istanbul 1979, sh.162)]

*

Ne ilginçtir ki Diyânet Isleri Baskanligi, "Tuvalet tasina ters oturarak büyük abdest yapmak nazari keser" seklindeki halk inançlarinin hurafe oldugunu söylemekte. Ne var ki bu ayni Diyânet, yukarda kisaca degindigimiz gibi, halkimiza, abdest yaptiktan sonra temizlenmek için tek sayida tas (örnegin üç tas) kullanmak gerektigini, çift sayida tas kullanmanin dine aykiri düstügünü belletmekle mesguldur. Anlasilan o ki Diyânet, Tanri'nin tek olusu fikrinden hareketle her isin tek sayi esasina göre yapilmasini uygun buldugu içindir ki böyle bir seriât hükmüne önem vermektedir. Fakat tuvalet tasina ters oturmak gibi bir eylem ile, tuvalette iken ille de tek sayida tas kullanmak eylemi arasinda pek fark bulunmadigina (hattâ bu ikinci halde Tanri fikrini zedelemek söz konusu olduguna) göre Diyânet, savasir göründügü bir hurafeyi bir baska sekil altinda satmakla surdürmüs olmuyor mu!


Soru: "Aksirmanin Tanri'dan gelme olduguna, ve çünkü Tanri'nin aksirmaga muhabbet ettigine, buna karsilik esnemenin seytan'dan olduguna, ve esnemek üzere "ha" diye agzini ayiran kisiye seytanin güldügüne inanir misiniz!"


Eger bu soruyu soran kisiye kizar ve "Haydi be sende! Böyle saçma sey olmaz" der iseniz, Muhammed'i yalanci durumuna düsürmüs olur müslümanlik sinavindan sifir alirsiniz. Çünkü bu sözler, Muhammed'in agzindan çikma seyler olarak müslümanlara ögretilmektedir. Gerçekten de Diyânet'in, Islâm kaynaklarindan naklen bildirmesine göre Muhammed söyle konusmustur:

"... Aksiriga Allah muhabbet eder... Esnemeyi de fenâ görür. Ey müminler! Sizin biriniz aksirip Allah'a hamd ederse, onun Elhamdü li'llâh dedigini isiten her müslüman Yerhamük'llâh diye mukâbele etmek, aksiran mümin için hak olur. Esnemege gelince, süphesiz o seytandandir. Biriniz esnemek hali geldiginde gücü yettigi derecede onu gidermege çalissin. Çünkü biriniz esneyip (ha) diye agzini ayirinca onun gafletine seytan güler" (Muhammed'in bu sözleri için bkz. Diyânet yayinlarindan Sahih-i Buharî Muhtasari... Cilt 12, sh. 165, hadis no. 2014)

Bu buyrugu okurken, ilk söyleyeceginiz sey, muhtemnelen su olacaktir: "Neden Tanri aksirmaga muhabbet etsin de esnemeyi kötü bilsin! Tanri'nin ugrasacak baska bir isi kalmadi mi! Aksirmak ya da esnemek dogal ve bedensel seyler degil mi!"

Böyle konustugunuz takdirde, karsinizda yine Diyânet'i ya da din adamlarini bulacaksinizdir. Su bakimdan ki, Diyânet'in açiklamasina göre, eger aksirma, saglikli ve kisiyi rahatlatir nitelikte bir aksirma ise, bu takdirde aksiran kisi Elhamdü li'llâh demelidir. Bunu yapacak olursa artik bir daha göz agrisi diye bir sey çekmez. Öte yandan Elhamdü li'llâh demek sûretiyle, aksirdigini isiten müslüman kisilerin kendisine Yerhamükellâh diye karsilik vermelerini (yâni "Allah sana merhamet etsin" demelerini) saglamis olur. Yok eger aksirma, soguk alginligi, ya da nezle gibi bir rahatsizlik nedeniyle, yâni saglikli olmayan cinsten bir aksirma ise, bu takdirde onun aksirdigini isitenler için "Yerhamülkellâh" demek gerekmez!

Esnemeye gelince: Yukarda degindigimiz gibi Muhammed, esnemesi gelen kisilerin, bütün güçleriyle bunu önlemeleri gerektigini aksi takdirde seytanlarin kendilerine gülecegini bildirmistir.


Söylemeye gerek yoktur ki, akilci egitim görmüs kimseler için bütün bu yukarda belirttigimiz buyruklar hurafe ile ugrasmak demektir. Ve iste eger siz, Islâm seriâti'nin bu mantigini benimsemekten kaçiniyor iseniz, Islâm'a karsi gelmis olursunuz (Bu konuda benim "Toplumsal Geriliklerimizin Sorumlulari: Din adamlari" adli kitabima bakiniz).

*

Tekrar edelim ki yukariya aldigimiz örnekler, insan aklini dumura ugratir nitelikteki benzeri örneklerden sadece bir kaçidir.

1_ Bu konuda benim, Toplumsal Geriliklerimizin Sorumlulari: Din Adamlari, (Kaynak Yayinlari, Istanbul 1996, sh. 220) adli kitabima bakiniz.