Hukuk ve Ahlâk Anlayisiyle Ilgili Bazi Sorular:



Soru: "Hirsizlik, zinâ vb... gibi suçlari isleyen kisilerin, ölmeden önce 'Lâ ilâhe illa'llâh' (Allah'tan baska tapacak yoktur) demek sûretiyle her türlü günahtan kurtulup dogruca Cennet'e gideceklerini kabul edebilir misiniz!"


Eger akilci düsünce insani iseniz, ve dolayisiyle müspet hukuk ve müspet ahlak anlayisindan yana iseniz, elbetteki böyle bir soruyu yadirgayacak ve "Hayir kabul edemem" diyeceksinizdir. Çünkü akilci düsünceye göre suç'un karsiligi cezâ'dir. Suçlu olan kisi, suç ile orantili bir cezâ'ya çarptirilir. Bu cezâ, haksiz bir davranisin karsiligidir; fakat ayni zamanda suç islenmesini önlemek için baskalarina da bir uyari'dir. Bu nedenle mutlaka uygulanmalidir. Her ne kadar çesitli nedenlerle suç'un bagislanmasi, ya da cezâ'nin azaltilmasi, sart'lara baglanabilirse de bu sartlar, kisilerin belli çikarlarini saglama amacina yönelik olamaz; olacak olursa hukuk'a, adâlet duygusu'na, ve ahlâkilige aykiri demektir. Bundan dolayidir ki akilci ahlâk sisteminde, suç isleyen, örnegin hirsizlik eden bir kimse'nin, namaz kilmak, oruç tutmak ya da hacc etmek gibi ibâdet yaninda "Lâ ilâhe illa'llâh" (yâni "Allah'tan baska tapacak yoktur") demek sûretiyle suçtan kurtulmak gibi özel çikarlariyle ilgili bir sonuca yönelmesi söz konusu olamaz. Ne var ki bu sekilde düsündügünüz ve yukardaki yaniti verdiginiz takdirde, müslümanlik sinavindan not alamayacaksinizdir. Çünkü Islâm seriât'i, kisi'ye, "Lâ ilâhe illa'llâh" diyerek, yâni Tanri'nin tek'ligini ve Muhammed'in "peygamber'ligini" kabul etmek gibi en "sade" ve kolay usûllerle, en igrenç günahlardan kurtulup Cennet'e girme olasiligini saglamakta, ve böylece onu, nasil olsa afolunacagi inanci içinde günah isleme aliskanligina sürüklemektedir. Söyleki:

Islâm seriâti'nin bellettigi "ahlâk" ve "adâlet" anlayisina göre Tanri, müslüman kisilerin günâhlarini bagislayacaktir. Muhammned'in Tanri'si söyle diyor:

"...Ey kendi nefisleri aleyhine haddi asan kullarim! Allah'in rahmetinden ümit kesmeyin. Çünkü Allah bütün günahlari bagislar..." (Bkz. 39 Züme sûresi âyet, 53-56).

Her ne kadar Islâmci'lar, "Allah'in rahmetinden ümit kesmeyin" anlamina gelen bu âyet'in, günah islemeye devam olasiligini vermedigini söylerlerse de dogru degildir. Çünkü bir kere Muhammed, islenen suç'u adâlet terazine degil fakat din terazisine göre ölçege vurmustur. Bundan dolayidir ki, kisilerin müslüman olmadan önceki günahlarinin tümüyle af olundugunu bildirmek üzere söyle demistir:

"Islâm, kendisinden evvel vaki olmus cürümlerin hükmünü iptal eder" [Diyânet Yayinlari: Sahih-i Buharî Muhtasari... Cilt 11, sh. 923].

Böylece, adam öldürmek, hirsizlik, zinâ vb... gibi en agir suçlari islemis olan kimselerin dahi, Islâm olmak sûretiyle günahtan kurtulmus olarak dogruca cennet'e gideceklerini söylemistir [Bkz. [Diyânet Yayinlari: Sahih-i Buharî Muhtasari... Cilt 8, sh. 283, H. 1192].

Öte yandan, Müslüman kisiler, daglar gibi günahlarla Tanri'nin önüne gitseler bile, günahlari afv olunacaklardir, yeter ki "sirk" yapmamis, yâni Tanri'ya ortak kosmamis olsunlar (Bkz. Nisa sûresi, âyet, 48), Islâm'dan çikmasinlar (yâni "inandiktan" sonra inkâr'da bulunmasinlar) (Bkz.. Nisa 137), ve "kâfir" olmasinlar [Bkz. Nisa 168-169. Ayrica bkz. Imam Nevevî, Riyâzü's Salihin.... (Ist. 1992) cilt I, sh. 395)] Bunun disinda ne yaparlarsa yapsinlar, ne kadar büyük günah islerlerse islesinler, ibâdet'lerinde kusur etmemek sartiyle bütün günahlari bagislanacaktir. "Ibâdet" derken, anlasilmak gereken sey "abdest" almaktan tutunuz da namaz kilmaga, oruç tutmaga, "Beyt-i _erif'i" (Kâ'be'yi) ziyâret etmege varincaya kadar, ve fakat bütün bunlar yaninda bir de asil Tanri'nin tek olduguna ve Muhammed'in de onun elçisi bulunduguna dâir sözleri ölüm aninda dahi tekrar etmek gibi seriât'in öngördügü her seyi yapmaktir.

Gerçekten de seriât kaynaklarinda (örnegin Diyânet yayinlarinda) yazilanlara göre Muhammed, bir gün Harre tarafinda dolasirken Cebrail ile karsilasir. Cebrail kendisine söyle der:

"Ümmetine müjdele, kim Allah'a sirk kosmadan ölürse, Cennet'e girecektir".

Cebrâil'in bu güzel haberine sevinen Muhammed sorar:

"Zinâ eder, hirsizlik ederse de Cennet'e girer mi?".

Cebrâil: "Evet"

der. Ve bu sözünü üç kez arka arkaya:

"Evet zinâ etse de, hirsizlik etse de Cennet'e girer"

diyerek, söylediklerini pekistirir. Ve hemen arkasindan ekler:

"Içki içse de yine girer" (Bkz. Buharî'nin Kitâbü't-Tevhîd'inden naklen Diyânet'in yayinladigi Sahih-i Buharî Muhtasari... Cilt 4. sh. 268).

Bir baska rivâyete göre Muhammed'in dedigi söyle:

"Bana Cibril geldi. Ve müjde verdi ki: -Her kim Allah'a sirketmeden ölürse, Cennet'e dâhil olur. Cibril'e: -'Sirkat etse de, zinâ etse de mi?-' dedim (Evet sirkat etse de, zinâ etse de) diye cevab verdi" [Bkz. Buharî'nin Kitâbü't-Tevhîd'inden naklen Diyânet'in yayinladigi Sahih-i Buharî Muhtasari... Cilt 4. sh. 268).

Burada geçen "sirk etmeden ölürse" sözleri "Allah'a ortak kosmadan" anlaminadir. "Sirkat" sözcügü "hirsizlik", "zinâ" sözcügü de "yasa'siz çiftlesme" demektir. Ve iste Muhammed'in söylemesine göre bu gibi suçlardan dolayi günahkâr olanlar "Tanri'dan baska Tanri yoktur, Muhammed onun elçisidir" demek sûretiyle bu günahlardan kurtulmus olarak Cennet'e girerler.

Bu konuda Ebû Zerr(-i Gifârî) nin rivâyeti söyle:

"... Resûlullâh: 'Bana rabbim tarafindan (sefâretle) gelen Cibrîl (bir kere daha) gelmis ve: -Ümmetimden her kim Allâhu Teâlâ'ya hiç bir sey'i (ulûhiyette ve havass-i rubûbiyette) ortak tnimayarak ölürse, o kimse Cennet'e girer- diye haber verdi- buyurdu. Ben: -('Yâ Resûla'llâh) O adam zinâ ettigi ve sirkat eyledigi halde (yine Cennnet'e girer)mi? - diye sordum. Resûl-i Ekrem: -'(Evet) zinâ ve sirkat eyledigi halde de (Cennet'e girer) diye cevâb verdi". (Bkz. Diyânet yayinlari, Sahih-i Buharî Muhtasari... Cilt 4. sh. 263, hadîs no. 617).

Bir baska rivâyet söyle: Savas maksadiyle çikmis oldugu seferlerden birinde Muhammed, yanindaki merkebin terkisinde bulunan Muâz Ibn-i Cebel'e, bir aralik:

"Yâ Muâz!"

diye seslenir. Muâz:

"Emir buyurunuz yâ Resûla'llâh! Emrinize itâate, hizmetinizi yerine getirmege bütün mevcûdiyetimle hâzirim"

diye yanit verir. Fakat Muhammed duymazliktan gelir ve:

"Yâ Muâz!"

diye tekrar seslenir. Muâz yine:

"Emir buyurunuz yâ Resûla'llâh"

der. Muhammed yine duymamis gibi davranir ve üçüncü kez:

"Yâ Muâz!"

diye çagirir. Muâz'dan ayni sekilde yanit alinca, nihâyet söylemek niyetinde oldugu seyi agzindan çikarir:

"Hiç bir kimse yoktur ki, kalben tasdik ederek Allah'dan baska Allah' olmadigina ve Muhammed' salla'llâhu aleyhi ve sellem'in Resûlullâh olduguna sehâdet etsin de Allah onu Cehennem'e haram etmesin (her halde haram eder)" (Buharî'nin Kitâb-i Ilm'inden naklen Diyânet'in yayinladigi Sahih-i Buharî Muhtasari..., Cilt IV, sh. 271).

Bir baska rivâyete göre söyle demistir:

"Ey Muâz! Halka müjdele ki: Her kim -'Lâ ilâhe illa'llâh-' derse Cennet'e dahil olur" (Bkz. Müsedded'in Müsned'inden naklen, Sahih-i..., Cilt 4. sh. 265).

Bu dogrultuda olmak üzere bir baska rivâyete göre söyle konusmustur:

"Kim ki 'Lâ ilâhe illa'llâh-' diye Allah'in varligina ve birligine sehâdet ederse, Cennet'e dâhil olur" (Ebû Ya'lâ Mûsilî'nin Müsned'inde Ebû Harb'den rivâyet için bkz. Sahih-i..., Cilt 4, sh. 265).

Bir baska vesileyle de söyle demistir:

"Kimin son sözü: -'Lâ ilâhe illa'llâh-' olursa Cennet'e girer...." [Ebû Dâvud ve Ahmed b. Hanbel, ve Müslim, ve Tirmizî gibi kaynaklar için bkz. Imam Nevevî, Riyâz'üs Sâlihîn Tercümesi, (Merve Yayinlari, Istanbul, 1992, Cilt 2, sh, 259)]

Tekrar animsatalim ki "Lâ ilâhe illa'llâh" seklindeki sözler "Tek Tanri", ya da "Bir tek Tanri'dan baska Tanri yoktur" anlamina gelir.

Yine bunun gibi Müslim'in naklettigi bir rivâyete göre Muhammed, kendisinin "peygamber olduguna taniklik eden kimselerin asla cehenneme girmeyeceklerini anlatmak üzere söyle demistir:

"Allah'tan baska ilah olmadigina ve Muhammed'in O'nun peygamberi olduguna sehadetlik yapana, Allah cehennemi haram kilar" [Müslim'in "Kitab'ul-Iman" adli yapitinda yer alan bu hadîs için bkz. Riyâz'üs Sâlihîn Tercümesi, Istanbul 1992, Merve Yayinlari, Cilt I. sh 382, H. no. 412) ]

Muhammed'in söylemesine göre "Lâ ilâhe illa'llâh" seklindeki sözler Cennet'in "miftâh" idir, yâni Cennet'in anahtarlaridir. Ve Cennet'in kapisi önüne "disli anahtar"la gitmek gerekir; aksi takdirde Cennet'in kapisi açilmaz. "Disli anahtar"dan maksak müslüman kisi'nin ibâdetinde kusur etmemesidir. Daha baska bir deyimle ibâdet görevini yerine getirmek ve ölecegi an "Lâ ilâhe illa'llâh" demek sûretiyle kisi, yasami boyunca ne kadar büyük günah islerse islesin, dogruca Cennet'in nimetlerine ve hürî'lerine kavusacaktir.

Öyle anlasiliyor ki Muhammed'in söyledigi bu sözleri "süphe" ile karsilamak, ya da bunlara inanmamak müslüman kisi'nin "hor'lugunu" ve 'hâkir'ligini" ortaya vurur. su bakimdan ki, yine kaynaklarin (örnegin Diyânet'in) belletmesine göre Muhammed, bir def'asinda Ebû Zerr'e söyle der:

"Hiç bir kul yoktur ki -Lâ ilâhe ila'llâh- desin, sonra bu tevhîd akidesi üzerine olsun da Cennet'e girmesin; muhakkak ki Cennet'e girer".

Bunun üzerine Ebû Zerr sorar:

"Zinâ etse de, sirkat etse de mi?" .

Onun bu sorusuna Muhammed söyle karsilik verir:

"(Evet) zinâ etse de, sirkat etse de girer".

Fakat Ebû Zerr, bu tür suçlari isleyen kimselerin böylesine kolay yollardan günahsiz kalip Cennet'e girebileceklerine akil erdiremedigi için sorusunu tekrarlar:

"Zinâ etse de, sirket etse de girer mi?" .

Muhammed cevap verir:

"(Evet) zinâ etse de. sirkat etse de girer".

Ebû Zerr yine inanmaz ve sorusunu üçüncü kez tekrarlar. Onun bu israri üzerine Muhammed kizar ve onu âdeta küstahlikla damgalayarak söyle der:

"(Evet) Ebû Zerrin horluguna, hakirligine ragmen o kul zinâ etse de, sirkat etse de muhakkak Cennet'e girer". [Bkz. Buharî'nin Kitab-i Libâs'inda yer alan bu hususlar için Diyânet'in yayinladigi Sahih-i Buharî Muhtasari... Cilt 4. sh. 268-9)]

Her ne kadar Muhammed, Ebû Zerr'in bu soruyu arka arkaya üç kez tekrarlamasina öfkelenmekle beraber, kendisi de, biraz yukarda gördügümüz gibi, Cibril'in getirdigi habere inanmamis görünerek üç kez:

"Zinâ eder, hirsizlik ederse de Cennet'e girer mi?"

diye sormustur (Bkz. Sahih-i Buharî Muhtasari... Cilt IV. sh. 268).

Muhammed'in söylemesine göre müslüman kisi, "daglar" gibi günahlarla Tanri'nin önüne gitmis olsa dahi: "Ey Tanim, senden baska tapilacak yoktur" seklinde konusmakla günahlarindan kurtulacaktir. Örnegin, Müslim'in Ebû Mûsa'dan rivâyetine göre Muhammed söyle demis:

"Müslümanlar kiyamet günü daglar gibi günahlarla huzura gelirler de Allah günahlarini bagislar" (Bkz. Imam Nevevî, Riyâzü's Sâlihîn Tercümesi, Merve Yayinlari, Istanbul, 1992, cilt I, sh. 395, Hadîs no. 432).

Günahlardan kurtulmus olarak Cennet'e girmenin en kesin yollarindan biri de, Allah'a ve Muhammed'e iman etmek yaninda, bir de Allah yolunda savasmaktir. Savas meydaninda sehid ve gazi olan kisi, isledigi günahlar ne olursa olsun, dogruca Cennet'e gider, çünkü Tanri, muslüman kisinin canini ve malini satin almistir. Bunun karsiligini ona Cennet'te verecektir:

"Allah, cennet karsiliginda mü'minlerin canlarini ve mallarini satin almistir..." (Bkz. Tevbe sûresi, âyet 111)

Ve bu bakimdan Tanri yolunda savasmak, müslüman kisiyi azabtan kurtaracak nitelikte bir ticâret'dir. Kur'ân'da söyle yazili:

"Ey mü'minler! Size aci azabtan kurtulmanizi saglayacak bir ticâret göstereyim mi? Allah'a ve O'nun Resûlüne iman eder; Allah yolunda mallarinizla, canlarinizla cihad edersiniz. Eger bilirseniz bu sizin için hayirlidir, O zaman Allah günahlarinizi bagislayarak, sizi altindan nehirler akan Cennetlere ve Adn cennetindeki çok güzel evlere koyar. Iste büyük basari budur. Bunun seveceginiz baska bir sonucu, Allah'in yardimi ile yakin vadeli zaferdir; mü'minlere müjdele" (Bkz. Saff sûresi, âyet 10-13)

Öte yandan Allah yolunda bir deve sagliyacak kadar savasmak bile muslüman kisinin gunahlardan siyrilmis olarak Cennet'e alinmasina yetecektir, çünkü Muhammed söyle demistir:

"Muslüman bir kimse, Allah yolunda, bir deve sagliyacak kadar cihad ederse, o kimse cennet'i hak eder. Kim Allah yolunda yaralanir ya da baska bir müsibete ugrarsa, yarasinin kani her zamankinden daha fazla olarak mahsere gelir; kaninin rengi za'feran rengidir ve kokusu da misk kokusu gibidir" (Bkz. Ebû Dâvud ile Tirmizî gibi kaynaklardan alinma bu tür hadîsler için bkz. Imam Nevevî, age. cilt 3.sh. 12; bu konudaki diger buyruklar için bkz. sh. 5-37]


Fakat is bununla bitmis degildir; müslüman olmanin, günahlardan kurtulma bakimindan, sagladigi kolayliklar sinirsizdir. Ve asil akil almaz olan sey sudur ki Tanri, müslüman kisinin günahlarinin gizli kalmasina bizzat yardimci olup, sonra bunlarin tümünü bagislamaktan geri kalmaz. Böylece yasami boyunca günah isleyen ve bu günahlarini Tanri'nin yardimi sayesinde gizlemesini bilen müslüman kisileri dahi Tanri bagrina basar. Çünkü Tanri, müslüman kisi'nin günahlarini, hiç kimselerin kesfedemeyecekleri sekilde gizli tutmustur. Ibn Ömer'in rivâyetine göre Muhammed söyle demistir:

"Kiyamet günü mü'min Allah'a o kadar yaklasir ki, Allah onu tüm insanlardan gizler ve günahlarini ikrar ettirir ve söyle buyurur: - Filan günahini hatirliyor musun? Filan günahini hatirladin mi? . Kul da: -Yâ Rabbi! Biliyorum- der. Cenab-i Hak da: -Bu günahlarini dünyada iken gizledigim gibi, bugün de affediyorum- buyurur ve kul'a, iyiliklerinin yazildigi defter verilir" (Buhârî'nin "Kitab'ut-Tefsir", ve Müslim'in "Kitab'ut-Tevbe" adli yapitlarinda yer alan bu hadîs için bkz. Riyâzü's- Sâlihîn Tercümesi, Istanbul, 1992, Cilt I. sh. 396, Hadîs 433)


*


Soru: "Kur'ân'daki 'Ayetü'l-kürsî' diye bilinen 255ci âyeti okuyan kisinin evine Tanri tarafindan melek gönderilecegine ve bu melegin o kisi için 'hasenât' (iyilikler/sevap) yazacagina, ve o kisinin içinde oturdugu eve kirk gün sihir ve sihirbaz girmeyecegine, ve seytanin, otuz gün boyunca o evi terkedip gidecegine inanir misiniz!"

Böyle bir seye inanmiyorsaniz, müslümanlik sinavindan yine kocaman bir sifir aldiniz demektir. Inaniyor iseniz, gunahlardan siyrilmis olarak Cennete gideceksinizdir. Çünkü Muhammed, Kur'ân'in bazi âyet'lerinin okunmasina, ya da namazlarin kilinmasina özellikle önem vermis ve bu âyet'leri okuyan, ya da bu namazlari kilanlarin özel mükâfatlara eriseceklerini müjdelemistir. Bu âyet'lerden biri, Bakara sûresi'nin "Ayetü'l-kürsî" diye bilinen âyeti'dir, ki Tanri'nin "yüce" niteliklerini ve kudretini dile getirir, ve su satirlari içerir:

"Allah, O'ndan baska Tanri yoktur. O, hayydir, kayyûmdur. Kenidisine ne uyku gelir ne uyuklama. Göklerde ve yerlerdekilerin hepsi O'nundur. Izni olmadan O'nun katinda kim sefaat edebilir? O, kullarinin yaptiklarini, yapacaklarini bilir (O'na hiçbir sey gizli kalmaz). O'nun bildirdiklerinin disinda insanlar, O'nun ilminden hiçbir seyi tam olarak bilemezler. O'nun kürsüsü gökleri ve yeri içine alir, onlari koruyup gözetmek kendisine zor gelmez. O yücedir, büyüktür" (K. Bakara sûresi, âyet 255).

Tanri'nin "hayy" (yâni devamli, kesintiye ugramaksizin canli, "ezelî ve ebedî" var oldugunu), ve "kayyûm" (yâni bütün yarattiklarinin yönetimini üstlenen ve hepsini hesaba çeken nitelikte) bulundugunu belirten bu âyet'e "Ayetü'l-kürsî" adi verilmistir, çünkü içinde "kürsü" sözü geçmektedir. Her ne kadar Kur'ân'in pek çok âyet'lerinde Tanri'nin "yüceligi" ve "sinirsiz kudreti" dile getirilmis olmakla beraber her ne hikmetse Bakara sûresi'nin bu 255ci âyet'ine özel bir yer verilmistir. Çünkü Muhammed Bakara sûresi'ni Kur'ân'in en önemli sûresi olarak kabul etmis, ve bu sûre'nin 255ci âyet'ini de en "büyük" âyeti olarak ilân etmistir. Ederken de söyle demistir:

"Günlerin önemlisi cum'a, sözlerin üstünü Kur'ân, Kur'ân'in en önemli sûresi el-Bakara, Bakara'nin en büyük âyeti de Ayetü'l-kürsî'dir".

Buradaki "Kürsî" sözcügüne böylesine önem vermesi bir yana, fakat yine her ne hikmetse, bu âyet'in okunmasina da büyük bir önem vermis, ve okuyan kimselere Tanri tarafindan melekler gönderilecegini, bu meleklerin o kisiye güzel ve iyi seyler kazandiracagini, ve üstelik o kisinin evindeki seytanlarin evi terkedip 30 gün bir daha artik oraya ugramayacaklarini, ve nihâyet 40 gün boyunca da o eve sihir ve sihirbaz denen seylerin giremeyecegini bildirmistir. Islâm kaynaklarinda yazilanlara göre Muhammed bunu, damadi Ali ile olan bir konusmasi sirasinda söylemis, söyle demistir:

"Kur'ân'da en büyük âyet, Ayetü'l-Kürsî'dir. Onu okuyana Allah bir melek gönderir, onun hasenâtini yazar. Içinde oturdugu evi, seytan otuz gün terkeder. O eve kirk gün sihir ve sihirbaz giremez. Yâ Ali! Bunu evlâdina, ailene ve komsularina ögret". (Bkz. Diyhanet Vakfi çevirisinde, Bakara sûresi'nin 255ci âyeti'nin yorumu).

Söylemeye gerek yoktur ki bu âyet'i okuyan müslüman kisiye böylesine sevap yazan bir Tanri, sevap karsiliginda onun nice günahlarini affetmis olacaktir. Ve iste siz, eger bunlara inanmiyor iseniz, hem müslümanlik sinavindan kötü not alacak ve hem de Cehennemi boylayacaksinizdir.


Soru: "Günde yüz kez -'Allah'tan baska yoktur tapacak, yalniz Allah vardir. O'nun esi, ortagi yoktur. Mülk O'nundur. O övülür. Ve onun, her seyi yapmaga ve yaratmaga gücü yeter'- diye duâ edecek olursaniz, size yüz sevap yazilacagina, ve yüz günahinizin bagislanacagina, ayrica da o günün aksamina kadar seytan'in serrinden kurtulacaginiza inanir misiniz!


"Hayir inanmiyorum" der iseniz, müslümanlik sinavindan sifir aldiniz demektir. Çünkü yukardaki sözler Muhammed'in agzindan çikmis seylerdir. Islâm kaynaklarinin bildirmesine göre Muhammed, yukardaki sekilde günde yüz kez duâ eden muslüman kisinin, günahlardan oldugu kadar seytan'in serrinden de (hiç degilse o gün) kurtulabilecegini söylemis, söyle demistir:

"Her kim, bir günde yüz def'a -'Lâ ilhahe illâ'llahü vahdedu, lâ serike leh, lehü'l-mülkü ve lehü'l-hamdü ve hüve alâ külli sey'in kadîr'- derse o kimse on köle azadlamiscasina me'cur olur. Ve ona yüz sevap yazilir; yüz günahi bagislanir; ve bu duâ o mü'mine, duâ ettigi günde, o günün aksamina kadar seytan serrinden emin bir kale olur". [Bkz. Diyânet yayinlari, Sahih-i. Buharî Muhtasari... Cilt 9, sh. 59].


Bu vesileyle animsatalim ki seytan (yine Muhammed'in söylemesine göre) kisinin her isine burnunu sokar; örnegin Hastaliklarin en kötusünü getiren o'dur; kisi uykuda iken onun genzinde gezinen o'dur; kisi esnemek üzere agzini açtigi zaman onun karsisina geçip sevincinden gülen o'dur; kisi'ye uykuda iken kötü rüyâ gösteren o'dur; cinsî münasebette bulunan kari koca'yi rahatsiz eden o'dur; fazla yemek yiyen, fazla içen, fazla uyuyan kisilerin kanina hulul eden o'dur. Listeyi uzatmak mümkün. Ve iste Muhammed, bütün bu hallerde seytan'in serrinden kurtulmanin nasil mümkün olacagini bildirmistir. Örnegin hastalik konusunda söyledigi sudur ki, her ne kadar hastalik Tanri'dan gelme bir sey ise de "zatülcenb" gibi hastaliklarin en kötüsünü insanlara musallat eden seytandir. Güyâ seytan, Tanri'ya saygisiz olanlara bu hastaligi getirir; yâni Tanri'ya saygili olanlar, bu hastaliklara yakalanmazlar [Bu hususlar, Taberî, Ibn Ishak ve Imam Gazalî gibi kaynaklarda yer aliyor].

Esnemek konusuda Muhammed'in söyledigi söyle:

"Esnemek seytandandir. Sizden biriniz esneyecegi zaman gücu yettigi kadar onu karsilasin. çünkü sizin biriniz (esnerken...) -'haaa'- deyince seytan sevincinden güler" (Bkz. Diyânet Yayinlari. Sahih-i Buharî Muhtasari... Cilt 9, sh. 58, Hadis no. 1357).

Kötü rü'yâ konusunda Muhammed, yine ise seytani karistirir, ve kötü rü'yâ görenlere su tavsiyede bulunur:

"Güzel rü'yâ Allah'tandir; fenâ rü'yâ da seytandandir. Biriniz korkunç, yâni karisik rü'yâ gördügünde hemen sol tarafina tükürüp, üflesin, ve o rü'yânin serrinden Allah'a siginsin, 'Eûzü bi'llâhi mine'seytani'r-racîm' desin. Bu sûretle o rü'yâ, gören kimseye zarar vermez" (Bkz. Diyânet Yayinlari. Sahih-i. Buharî Muhtasari... Cilt 9, sh. 58, Hadis no. 1358)

Görüyorsunuz ki kötü bir rü'yâ gördügünüz zaman, hemen uyanip yukardaki duâ'yi edeceksiniz, ve ederken sol tarafiniza tükürüp üfleyeceksiniz ve Allah'a siginacaksiniz! Günahladan kurtulmak için bundan daha klolay ne olabilir ki!

Yine Muhammed'in söylemesine göre, seytan uyuyan kisinin genzinde gecelemektedir. Bu nedenle Muhammed söyle yapilmasini emrediyor:

"Sizin biriniz uykusundan uyanip da abdest aldiginda burnundaki nesneyi nefesiyle üç def'a disari çikarsin. Çünkü seytan, uyuyanin genzinde geceler" (Diyânet Yayinlari. Sahih-i. Buharî Muhtasari... Cilt 9, sh. 59, Hadis no. 1359)


Bilmem, bütün bunlara siz ne dersiniz ama, ne derseniz deyiniz, insanlari bu gibi din verileriyle akilli yapmaniz olasi degil.


Soru: "Namaz kilmakla her türlü günah'tan kolaylikla kurtulma olasiligina inanir misiniz!"


Bu soruya: "Hayir inanmam! Çünkü namaz kilmakla her türlü günahtan kurtulma olasiligina inanan insan, bu güvence içerisinde günah islemekten asla geri kalmaz. Ama onun aklini ve vicdanini, insan sevgisiyle, ve sorumluluk duygusuyla egitirsek, ancak o zaman günah isleme olasiligina önlemis oluruz" seklinde bir seyler derseniz, müslümanlik sinavinndan sifir alirsiniz. Ama "Evet inaniyorum" derseniz, iyi bir müslüman oldugunuzu kanitlamis olursunuz. Çünkü Muhammed, namaz kilmanin "iyilik" demek oldugunu, ve iyiliklerin ise günahlari giderir nitelikte bulundugunu bildirmistir. Cezalandirilmasi gereken bir günah isleyen kisilerin, toplu kilinan namazlara katilmakla günah'tan kurtulabileceklerini söylemekten geri kalmazdi. Buharî ve Müslim gibi kaynaklarin verdikleri örneklerden biri söyle: Bir gün adamin biri Muhammed'in yanina gelerek:

"Ya Rasûlallah! Cezalandirilmesi gereken bir kusur isledim, beni cezalandir"

diye sorar. Sordugu sirada namaz vakti gelmis oldugu için Muhammed'le birlikte namaza durur. Sonra tekrar sorar:

"Ya Rasûlullah! Cezalandirilmasi gereken bir günah isledim. Allah'in kitabinda cezam ne ise bana uygula".

Bunun üzerine Muhammed sorar:

"Bizimle birlikte simdi namaz kildin mi?".

Adam "evet" diye cevap verir. Muhammed de kendisine söyle der:

"O halde günahin affedilmistir" (Bkz. Enes'in rivâyeti olarak Buharî'nin "Kitab'ul- Muhâribîn", ile Müslim'in "Kitab'ut-Tevbe" adli yapitlarinda yer alan bu hadîs için Bkz. Imam Nevevî, Riyâz'üs Sâlihîn Tercümesi, Istanbul 1992, Merve Yayinlari, cilt I. sh. 397, Hadis no. 435).

Görülüyor ki Muhammed, islenen suçun niteligini bilmeden ve sorgu / sual dahi etmeden, suç isleyen kisi'yi, sirf namaz kildigi için, affedilmis saymistir.

Öte yandan namaz kilmanin "iyilik" (iyi islerden) oldugunu, ve bu tür bir iyiligin, islenmis suçlari günah olmaktan çikardigini anlatmak maksadiyle Kur'ân'a âyet'ler koymustur. Bunlardan biri, Hûd sûresi'nin 114cü âyeti, digeri ise Isrâ sûresi'nin 78ci âyeti'dir. Hûd süresi'ndeki âyte'le bes vakit namaz kilan müslümanlarin günahlardan arinacaklarini, Isrâ sûresi'ndeki âyet'le de, sabah namazi'nin "sahidli" nitelikte oldugunu ve dolayisiyle günah giderecegini bildirmistir. Söylemeye gerek yoktur ki her iki âyet de kisilere, namaz sayesinde günahlardan kurtulmanin mümkün oldugu (ve daha dogrusu günah islemenin cezaî bir bir sonuç yaratmayacagi) inancini asilamak bakimindan sakincalidir. Söyleki:

Hûd sûresi'nin 114cü âyet'inde su yazili:

"Gündüzün iki ucunda, gecenin de ilk saatlerinde namaz kil. Çünkü iyilikler kötülükleri (günahlari) giderir...." (K. 11 Hûd sûresi, âyet, 114).

Yorumcularin açiklamalarina göre burada geçen "Gündüzün iki ucunda..." deyimi sabah, ögle ve ikindi namazlarini, "gecenin de ilk saatlerinde" deyimi de aksam ve yatsi namazlarini içerir. Bu sekliyle âyet, bes vakit namazdan her birinin günah giderici nitelikte bir "iyilik" anlamina geldigini bildirmektedir. Nitekim bu konuda Muhammed, bir gün müslümanlari karsisina alarak sorar:

"Ne dersiniz, sizden birisinin kapisi önünde bir irmak bulunsa da, her gün bes defa onda yikansa kendisinde kir namina bir sey kalir mi?".

Onun bu sorusuna halktan kisiler: "Hayir" deyince, Muhammed devam eder:

"Iste bes vakit namaz da bunun gibidir ki, Allah o sayede bütün hatalari aritir" (Bkz. Diyânet Vakfi'nin Kur'ân çevirisinde, Hûd 114 âyeti'nin yorumu).

Islâm kaynaklarindan ögrenmekteyiz ki, namaz kilmanin günah giderici nitelikte oldugunu anlatan bu âyet, müslüman bir kisinin bir kadini öpmesi üzerine "inmistir". Ibn Mes'ûd'un rivâyeti söyle:

"Biri bir kadini öpmüs, sonra da Resülullah'a gelerek olani ona haber vermisti. Bunun üzerine su âyet indirildi: - <Gündüzün iki tarafinda, gecenin gündüze yakin saatlerinde namaz kil. Süphesiz ki iyi isler, kötü isleri silip götürür>-(Hûd 114). Adam: -Bu hüküm yalniz bana mi âittiri- diye sorunca Resûlullah: -Tüm ümmetim için geçerlidir- buyurdu". (Buhârî'nin "Mevâkit-is- Salât" inda, ve Müslim'in "Kitab'ut Tevbe" sinde yer alan bu hadîs için bkz. Imam Nevevî, Ruyâz'üs-Sâlihîn Tercümesi, Istanbul, 1992 cilt I. sh. 396, Hadîs no. 434)

Yine bunun gibi Isrâ sûresi'nde, bes vakit namaz içerisinde sabah namazinin özelligini dile getiren bir âyet vardir ki, günahlardan kurtulma güvenligini saglamak bakimindan müslüman kisiye biraz daha rahatlik saglar. Ayet söyle:

"Gündüzün günes dönüp gecenin karanligi bastirincaya kadar (belli vakitlerde) namaz kil; bir de sabah namazini. Çünkü sabah namazi sahitlidir" (K. 17, Isrâ sûresi, âyet 78).

Yorumculara göre, bu âyet'le müslümanlara bes vakit namaz emrolunmustur, ve bunlar, günesin zeval vaktinden sonra kilinmak gereken ögle ve ikindi namazlari ile günesin batmasindan sonra aksam ve yatsi namazlari, ve bir de sabah namazi'dir. Fakat, âyet'de açikça isâret edildigi gibi, sabah namazinin özelligi ayrica zikredilmis ve bu namazin "sahitli" oldugu eklenmistir. Çünkü yine yorumcularin söylemesine göre, "gece melekleri" ile "gündüz melekleri", sabah namazinda bulusurlar, ve hep birlikte bu namazin kilindigina sahit olurlar. Olduktan sonra gündüz melekleri kalir ve gece melekleri semaya yükselirler (Bkz. Diyânet Vakfi çevirisinde, Isa 78 âyeti'nin açiklanmasi). Anlasilan o ki, gündüz ve gece meleklerinin sabah namazi "sahidliginde" birlesmis olmalari, müslüman kisi'nin hayrinadir ve kimbilir onu nice günahlardan kurtarmis olacaktir.

Öte yandan müezzinin sesini isitip de cemaat namazinda hazir bulunan kisi'ye 25 namaz yazilir ve onun iki namaz arasindaki tüm günahlari bagislanir. Ve müezzin, sirf Tanri'nin "magfireti'ne" (bagislamasina) layik olabilmek için, sesini mümkün oldugu kadar uzak yerlere isittirmege çalisir. Böyle yapacak olursa, Tanri'nin yarattigi her sey, onun lehine olacak sekilde sahâdette bulunur. Muhammed'in söylemesi söyle:

"Müezzine sesinin yetistigi yer nisbetinde magfiret olunur. Ratb u yâbis her sey de ona hüsn-i sahâdette bulunur. Dâ'vet ettigi cemâat namazina hâzir olana da yirmi bes namaz yazilir. Ve iki namaz arasindaki günahalari bagislanir".

[Burada geçen "Ratb u yâbis" deyimi Tanri'nin yarattigi her sey'dir: yâni agaç, tas, cin, insan vb... gibi her seydir. Muhammed'in söylemesine göre bunlar, sesini yüksek tutan müezzin lehine sahâdette bulunacaklardir. Bu hadîs için Ebû Dâvud'un Sünen-i' ne bakiniz. Ayrica Diyânet yayinlarindan Sahih-i Buharî Muhtasari... Cilt 2, sh. 565]

Yine Muhammed'in söylemesine göre, müslümanlardan ölen bir kimsenin ölüsü üzerine cemaatla birlikte namaz kilacak olursa, o kisinin günahlarinin Tanri tarafindan bagislanmasini saglamis olur. Kaynaklarin bildirmesine göre namaz kilanlarin sayisinin 40 ilâ 100 arasinda olmasi yeterlidir. Bir rivâyete göre Muhammed'in konusmasi söyle:

"Erkek olsun, kadin olsun, müslümanlardan ölen bir kimse yoktur ki, onun ölüsü uzerine muslümanlardan yüz kisiye bâlig olan bir zümre namaz kilip hakkinda hayir dilekte bulunursa, bu meyyyit (ölü kisi) hakkindaki sefâatleri muhakkak kâbul olunur".

[Bu konudaki hadîs'ler için bkz. Diyânet Yayinlari. Sahih-i Buharî Muhtasari... Cilt 4, sh. 468-469]


*

Görülüyor ki Muhammed, kendi taraftarlarini, zinâ, hirsizlik, içki içmek, kumar oynamak vb... gibi en büyük suçlar vesilesiyle günahsiz kilmanin çesitli yollarini bulmustur. Bununla beraber, günah saydigi bir kaç hal var ki, kisi'yi Tanri'nin bagislamasindan uzak kilar; kisi, bu gibi hallerde dogruca Cehennem'i boylamis olur, çünkü Tanri, bu tür günahlari bagislamayacagini bildirmistir. Bu hal'lerden biri, biraz yukarda degindigimiz gibi, "sirk etmektir", yâni Tanri'ya ortak kosmaktir, ki Kur'ân'in Nisâ Sûresi'nde söyle belirtilmistir:

"Allah, kendisine ortak kosulmasini asla bagislamaz; bundan baskasini (günahlari) diledigi kimse için bagislar. Allah'a ortak kosan kimse, büyük bir günah (ile) iftira etmis olur" (K. 4 Nisa 48).

Her ne kadar burada Tanri'nin, "sirk kosmak" disindaki günahlari diledigi kimselere bagislayacagi yazili ise de durum böyle degil. Çünkü yine Nisâ sûresi'nde, inkâr edenlerin, ya da Islâm'a inanip da sonra inkâr ederek kâfirlikte ya da munafiklikta karar kilan kisilerin dahi Tanri tarafindan asla bagislanmayacaklari yazilidir, Nisâ sûresi'nin 137.ci âyet'i söyle:

"Iman edip sonra inkâr edenleri, sonra yine iman edip tekrar inkâr edenleri, sonra da inkârlarini arttiranlari Allah ne bagislayacak, ne de onlari dogru yola iletecektir". (K. 4 Nisâ 137)

Nisâ sûresinin 168 âyet'i de söyle:

"Inkâr edip zulmedenleri Allah asla bagislayacak degildir. Onlari (baska) bir yola iletecek degildir" (K. Nisa 168)

Gorülüyor ki Muhammed'in Tanrisi, inkâr edenleri (yâni kâfir'leri), ve Islâm'dan çikanlari ne bagisliyor ve ne de dogru yola iletiyor. Çünkü bu kisileri, "inkar" ile "iman" arasinda kararsiz kalip ömür tüketen, ve en sonunda kâfirligi ya da munafikligi tercih eden kimseler olarak görüyor ve affetmiyor.


Ne var ki Muhammed'in Kur'ân'a koydugu hükümlere göre Tanri'nin bu sekilde davranmasi biraz adâletsiz olmaktadir, çünkü Kur'ân'a göre Tanri, diledigini "imanli" (yâni "müslüman") ve diledigini de "imansiz" (yâni "kâfir") yapandir (Örnegin Bkz. En'âm sûresi, âyet, 125). Üstelik "kayyûm"dur (K. Bakara 255); bütün yarattiklarinin "idâresini" bizzat yürüten ve hepsini hesaba çekendir. Su durumda Muhammed'in Tanrisi, hem kul'larini imansiz kilip hem de "imansizdirlar" diye cezalandirmak sûretiyle adâletsizligin temsilciligini yapmis olmuyor mu!

Öte yandan Muhammed'in Tanrisi, hirsizlik, zinâ, katil gibi en bayagi ve en korkunç suçlari isleyenlerin günahlarini bagisladigi halde, "müsrik'leri" (yâni Tannri'ya es kosanlari), ya da Kur'ân'a inanmayanlari, ya da Muhammed'i inkâr edenleri, ya da Islâm'dan çikanlari, yâni "fikir" suçu diyebilecegimiz eylemde bulunanlari, asla bagislamayip dogruca cehenneme atmakta! Hani sanki bu eylemler, hirsizlik zinâ, vb... gibi gerçekten büyük günah saydigi günahlardan daha da büyük görmekte ve hiçbir sekilde bagislamamaktadir. Oysa ki toplum düzeni ve insan varliginin gelismesi bakimindan birinciler, ikincilere oranla çok daha zararli seylerdir.

Bununla beraber Muhammed, Tanri'ya ortak kosmak vb... gibi büyük günahlar yüzünden Cehennem'e gitmis olan müslümanlarin dahi, orada biraz olsun cezâ'larini gördükten sonra, eger "Lâ ilâhe illa'llâh" diyecek olurlarsa, ve kalblerinde bir arpa, bir bugday, bir zerre kadar hayir ve îmâni bulundugunu ortaya vururlarsa, mutlaka Cehennem'den çikarilip Cennet'e alinacaklarini söylemistir (Bkz. Buharî'nin Ebû Saîd-i Hudrî'den rivâyeti için bkz. Diyânet Yayinlari. Sahih-i Buharî Muhtasari... Cilt I. sh. 36-37, hadîs no. 21; ayrica bkz. Cilt IV. sh. 270-1)


*


Bu yukardaki örneklere eklemebilecek daha niceleri var. Eger bunlara, akli dislayan seyler olarak görüyor ve "Hayir bunlara inanmiyorum" diyor iseniz, müslümanlik sinavinda kalmis sayilirsiniz. Yok eger bunlara gözü kapali inaniyor iseniz, bu takdirde "iyi" bir muslüman oldugunuzu kanitlamis olursunuz. Ancak sunu bilmelisiniz ki, her hususta oldugu gibi, "suç" ile "cezâ" iliskileri bakimindan da "seriâtçilik" ile "Akilcilik" arasinda çatisma vardir. Bu çatismayi çözüme baglamadan, yâni bu ikisi arasinda seçim yapmadan, ve daha açikçasi akilci düsünceyi, her konuda oldugu gibi, bu konuda da seriât'in önüne almadan Islâm ülkeleri, müspet hukuk ve ahlâk anlayisina erisemeyecekler, uygar nitelikte toplum yasamlarina ulasamayacaklar, kendilerini yöneten siniflar tarafindan sömürülmekten, sefâlet ve felâketlere sürüklenmekten kurtulamayacaklardir.