Tanri Kavrami ile Ilgili Bazi Sorular


Islâm seriâti'nin, kendine özgü bir Tanri anlayisi vardir ki, Muhammed'in günlük yasaminin gereksinimlerine göre tanimlanmistir. Bu tanim, akilci düsünce insanlarini "Müslümanlik sinavi"nda basarisiz kilmaga yeterli nitelikte bir tanimdir. Konuyu diger yayinlarimizda, özellikle "Kur'ân'in Elestirisi" ve ayrica da "Muhammed'e Göre Muhammed" adli kitaplarimizda ele aldigimiz için burada bir kaç örnekle yetinecegiz.

*


Soru: "Siz hiç Tanri'nin, uygunsuz bir dil kullanarak insan'lara hitap ettigini, örnegin 'alçak zorbalar', 'soysuzlar', 'kahrolasilar', 'sapiklar"', 'yabani esekler', 'susamis develer', 'dilini sarkitip soluyan köpekler', 'reziller', 'beyinsizler', 'kof kütükler', 'Kahrolasi insan' vb., seklinde konustugunu düsünebilir misiniz?"


Eger bu soruya cevap olarak siz: "Hayir düsünemem, çünkü Tanri'nin dili nezih'tir; yüce oldugu kabul edilen bir Tanri, kendi yarattigi kul'larina, velev ki bu kul'lar kötü davranis içerisinde bulunsunlar, küfür etmez; çünkü bu sekilde konusmak, onun yüceligiyle bagdasmaz; O iyilik saçan bir dil ile konusur" derseniz, Müslümanlik sinavindan sifir alirsiniz. Su nedenle ki bu yanitinizla Kur'ân'i inkâr etmis olmaktasiniz; çünkü Kur'ân'da Tanri'nin bu yukardaki sözcüklerle konustugu yazilidir. Bir iki örnekle yetinelim:

Vâkiâ Sûresi'nde Tanri'nin söyle konustugu yazili:

"Sonra siz ey sapiklar, yalancilar! elbette bir agaçtan, zakkum agacindan yiyeceksiniz... üstüne de kaynar sudan içeceksiniz; susamis develerin suya saldirisi gibi içeceksiniz; iste cezâ gününde onlara sunulacak ziyâfet budur..." (Bkz. Vâkia Sûresi, âyet 51-56)

A'raf sûresinde Tanri'nin kullandigi dil söyle:

"Ey Muhammed! Onlara, seytanin pesine taktigi ve kendisine verdigimiz âyet'lerden siyrilarak azginlardan olan kisinin olayini anlat. Dileseydik onu âyet'lerimizle üstün kilardik; fakat o dünyâya meyletti ve hevesine uydu. Durumu... dilini sarkitip soluyan köpegin durumu gibidir..." (Bkz., A'raf sûresi, âyet 175-176)

Dikkat ediniz bu sözlere: Muhammed'in Tanrisi, hem bir yandan "Dileseydik onu âyet'lerimizle üstün kilardik" diyor, ve hem de kilmayip bu kisiyi dilini sarkitip soluyan köpege benzetiyor! Olacak sey midir bu.

Kâlem sûresinde Tanri, Kur'ân'i elestiren, ve Muhammed'i alaya alan bir kimse hakkinda söyle demekte:

"Ey Muhammed! Diliyle igneleyen, kovuculuk eden.. çok yemin eden alçak zorbaya, bütun bunalarin disinda bir de soysuzlukla damgalanmis kimseye.. aldiris etmeyesin... Onun havada olan burnunu yakinda yere sürtecegiz..." (Bkz. Kâlem sûresi, âyet 8-15)

Öte yandan Muhammed'in Tanrisi, insanlarin yeteri kadar kendisine bas egmemelerinden sikâyetçidir. Bu kizginlik içerisinde insan denilen yaratigi küçümser: onu en asagi, en bayagi malzeme ile yarattigini söyler; hem de yeminler ederek; örnegin:

"Andolsun ki, Biz insani çamur sülâlesinden yarattik" (Mü'minun sûresi, âyet 12)

der. Ya da insan'in kötü huylu oldugunu anlatmak üzere:

"Andolsun ki insan, pek ve açik bir nankördür"

der ve ekler:

"Kahrolasi insan ne de nankördür" (Bkz. Zuhruf sûrei, 15; Abese sûesi 17-23; Isrâ sûresi 67, vb...)

Ama bunlari söylerken insanlari, iyi ya da kötü yola sokanin kendisi olduguna dair söylediklerini unutur.

Örnekleri çogaltmak kolay; çogalttikça saskinliginizin artacagindan kusku etmeyiniz [Bu konuda daha genis açiklama için benim "Kur'ân'in Elestirisi" adli kitabima bakiniz].


*


Soru: "Siz hiç Tanri'nin, bütün insanlari müslüman yapmak varken yapmak istemedigini ve çünkü -'Ben cehennemi insanlarla dolduracagima dair kendi kendime and içtim'- dedigini, ve bu and'ini tutmak için cehennem'e yiginla insan attigini ve sonra cehennem'e hitaben: -'Ey Cehennem! Doydun mui'- diye sordugunu ve buna karsilik cehennem'in: -'Hayir doymadim! Daha var mi?'- diye karsilik verdigini düsünebilir misiniz?"


Eger böyle bir soru karsisinda kalkip da: "Hayir düsünemem! çünkü bütün insanlari dogru yola sokup müslüman yapmak olasiligina sahip bir Tanri'nin böyle yapmayip, hani sanki gaddarliktan haz duyarmis gibi, insanlari Cehennem atesinde yakmak üzere yeminler ettigini, kendi kendisine söz verdigini düsünmek, Tanri'ya hakâret etmek olur" seklindeki bir mantiga yönelilecek olursaniz müslümanlik sinavindan sinifta kalmis olursunuz. Çünkü Kur'ân'da, Tari'nin, Cehennemi insanlarla doldurmak üzere and içtigi, ve bu nedenle insanlardan bir çogunu Cehennem için yarattigi anlatilmakta. Örnegin Secde sûresi'nde Tanri'nin söyle dedigi yazili:

"Biz dileseydik, herkesi dogru yola eristirirdik. Fakat: -Andolsun ki, Cehennemi cinlerle ve insanlarla dolduracagim- diye kesin bir söz çikmistir benden..." (Bkz. Secde sûresi, âyet 13).

Bu dogrultuda olmak üzere Hûd sûresi'nde su var:

"Rabbin dileseydi bütün insanlari bir tek millet yapardi. (Fakat) Onlar anlasmazliga düsecekler. Ancak Tanri'nin merhamet ettikleri müstesnadir. Zaten Rabbin onlari bunun için yaratti. Rabbinin: -'Andolsun ki Cehennemi tümüyle insanlarla ve cinlerle dolduracagim'- sözü yerini buldu..." (Bkz. Hûd sûresi, âyet 118-119)

A'raf sûresi'nde de su var:

"Andolsun ki, cin ve insanlardan birçogunu Cehennem için yarattik..." (Bkz. A'raf sûresi, âyet 179)


Görülüyor ki Muhammed'in Tanrisi, bütün insanlari dosdogru yola sokup bir tek millet yapma olasiligina sahip oldugunu soyliyerek övünüyor, fakat her ne hikmetse böyle yapmak istemedigini bildiriyor. Insanlardan birçogunu sirf Cehennem'e atmak icin yarattigini itiraf ediyor. Sebeb olarak da Cehenenem'i insanlarla dolduracagina dair kendi kendine yeminler etmis oldugunu öne sürüyor. Ve bu yeminini yerine getirmek maksadiyle, insanlardan bir kismini kâfir kiliyor (çünkü insanlarin müslüman ya da kâfir olmalari Tanri'nin iznine ve keyfine bagli. Örnegin bkz. En'âm 125) Böylece Cehennem'e malzeme hazirliyor, ve Cehennemi insanlarla doldurmaya çalisiyor. Ne var ki, o her seyi bilir oldugunu söylemesine ragmen, Cehennem'in, ne büyüklükte oldugunu, ve dolup dolmadigini bilemiyor Tanri; ögrenmek üzere Cehenneme soruyor:

"Ey cehennem! doldun mu?" .

Ve Cehennem, dolmadigini anlatmak üzere Tanri'ya yanit veriyor:

"Hayir dolmadim! Daha var mi?".

Simdi, pek muhtemelen, bu söylediklerimin yalan, ya da abartma oldugunu saniyor ve bana inanmiyorsunuzdur. Inanabilmeniz için Kur'ân'daki âyet'leri görmeniz gerekir. Geliniz birlikte, Kaf sûresi'ndeki su âyet'i okuyalim:

"O gün Cehenneme: -'Doldun mu?'- diyecegiz. O,-'Daha çok var mi?'- diyecek" (Bkz. Kaf sûresi, âyet 30)

Evet Muhammed'in Tanrisi böyle konusmakta! Konusurken de Cehennemin ne büyüklükte oldugunu bilmedigini ortaya vurmakta. Çünkü bilmis olsa, Cehennem'e "Doldun mu?" diye sormayacakti. Söylemeye gerek yok ki Tanri, Cehennemin ne büyüklükte oldugunu bilmedigine göre, Cehennem kendisine: "Henüz dolmadim. Daha var mi?" diyerek arsizlik ettigi süre boyunca, insanlari kâfir yapip Cehennem'e yollayacak, ve böylece kendi kendine vermis oldugu sözü yerine getirmege çalisacaktir. Bununla beraber Muhammed'in söylediklerinden anliyoruz ki Tanri, bir an gelip "ayagini koyacak" (her nereye koyacaksa), ve iste o zaman Cehennem "daha var mi?" demek arsizligindan vaz gececek ve: "Yetisir artik, yetisir artik" diyecektir [Bu konuda bkz. Elmalili H. Yazir, Hak Dîni, Kur'ân Dili, Bedir Yayin Evi Istanbul, 1993, Cilt 6, sh. 4518-9]


Görüyorsunuz ki Kur'ân'daki Tanri, muziplik olsun diye, bazi kisileri alaya alarak cennet'e sokarken (Bkz. Sahih-i... II, 843) çogu kisileri de cehennem'e atmakla mesguldur. Denilebilir ki cehenneme atma mesguliyeti daha agir basmaktadir, çünkü yukarda degindigimiz gibi, kendi kendisine: "Ben cehennemi kâfirlerle dolduracagim" diye söz vermistir. Bu nedenle ikide bir cehenneme "Doldun mu?" diye sormakta ve cehennem de ona "Daha var mi?" diye yanit vermektedir. Öyle anlasiliyor ki Tanri bu konusmayi, özellikle kiyâmet günü Yahudi ve Hiristiyan olanlarla hesaplasmak maksadiyle yapmaktadir (Bkz. Diyânet Yayinlari. Sahih-i Buharhi Muhtasari... cilt 2, 825-6; Ayrica bkz. Kaf sûresi, âyet 30). Ne var ki onlari "kâfir" yapan da kendisidir.

Öte yandan Muhammed'in Tanrisi, ara sira bazi kisileri alaya alarak Cennete sokmak gibi muzipliklerden de geri kalmaz. (Bkz. Diyânet Yayinlari Sahih-i Buharî Muhtasari..., cilt 2, sh. 843). Yine bunun gibi, 80 bin müslüman kisiyi hiç hesap vermeden sirât'tan geçirdigi de olur (Kiyâmet günü sirat'tan geçis için bkz. Sahih-i Buharî Muhtasari... 2, sh. 820-830)


Bütün bunlar gösteriyor ki Muhammned'in Tanrisi, her ne kadar kendisini "rahim", "afedici"... vs olarak tanimlamakla beraber, kâfir yaptiklarini cehenneme atmaktan büyük bir zevk almaktadir. Bunun böyle oldugunu, biraz daha iyi anlayabilmeniz için sirat köprüsünden geçis ve cehennem ateslerine atilis konusunda Kur'ân'da yer alan, ya da Muhammed'in Kur'ân olmayarak yerlestirdigi seriât verilerine göz atmaniz gerekir. Orada anlatilanlari ögrenmek sûretiyle müslümanlik sinavina daha da iyi hazirlanmis olursunuz.


Soru: "Size Cehennem'in, Cum'a günleri hariç, haftanin her günü parlatildigini, ve parlatilirken yer yüzünün isindigini, ve bu nedenle bu günlerde günesin zevâl'de bulundugu zamanlar namaz'i tehir etmek gerektigini söyleseler inanir misiniz?

Yine bunun gibi, sicak ve soguk mevsimlerin olusmasinin Cehennem'in kaynamasi ile ilgili olduguna inanir misiniz?"


Eger bu sorulara "Evet, bunlara inaniyorum" diyerek yanit verecek olursaniz, siz iyi bir müslüman olarak dogruca Cennete gideceksinizdir. Yok eger: "Hayir bütün bunlar akli dislayan, müspet ilimle uyusmayan seylerdir" diyecek olursaniz, müslümanlik sinavindan sifir alirsiniz. Çünkü Muhammed, bütün bunlari, Tanri'dan geldigini söyledigi buyruklara dayatmistir. Örnegin Cehennem'in Cuma günleri parlatilmadigini, bunun disinda her gün, günes zevâl vaktinde (en yüksek noktasinda) iken, parlatildigini söylemistir. Güyâ Tanri, her Cum'a günü altiyüz bin kisiyi Cehennem atesinden azad etmektedir [Bkz. Imam Gazâlî, Kimyâ-yi Saâdet, Bedir Yayinevi, Istanbul 1979, sh 107)

Cehennemin kaynamasinin ve bu nedenle Tanri'ya: "Ben kendi kendimi yiyorum" diye yakinmasinin, ve yeryüzünde sicak / soguk mevsimlerin bu yüzden olusmasinin hikâyesine gelince! Muhammed'in söylemesi söyle:

"Sicak siddetlendigi vakitte salât(-i Zuhru) (namaz kilmayi) serinlige birakiniz. Zirâ sicagin siddeti Cehennem'in kaynamasindandir. Nar(-i Cehennem) Rabbine (sikâyette bulundu, ve): -'Yâ Rab, beni ben yiyorum. (izin ver)'- dedi. Allâhu Teâlâ da iki def'a nefes almasina izin verdi. Nefesin biri kisin, digeri yazin. En çok ma'rûz oldugumuz sicak ile sizi en ziyâde üsüten zemherir (iste budur)" [Buharî'nin Ebû Hüreyre'den rivâyeti için, Diyânet yayinlarindan bkz. Sahih-i Buharî Muhtasari ... cilt 2, sh. 476 H. 321]

Görülüyor ki Muhammed, mevsimlerin olusumunu, Cehennem'in kaynamasi ile açikliga vurmustur. Güyâ Cehenem siddetli bir sekilde kaynadigi zamanlar sicak mevsim olur. Fakat böyle zamanlarda Cehennem kendisini nefes alamiyacak kadar sikintida hisseder; kendi kendisini yiyerek eritiyormus gibi olur ve bu nedenle Tanri'dan, nefes almak için izin ister. Tanri da ona iki kez nefes almasi için izin verir. Bu izin sayesinde Cehennem iki kez nefes alir; ve iste nefes aldigi zaman yeryuzünde soguk mevsim baslar!

Hemen ekleyelim ki, basta Diyânet olmak üzere din adamlarimiz, bu yukardakine benzer seyleri "ilim" diye insanlarimiza belletmektedirler. Her ne kadar Cehennem'in kaynamasiyle yeryüzünde sicak mevsimlerin olusunun, ya da Cehennem'in Tanri'ya sikâyette bulunup nefes almak istemesinin "kinâye ve mecâz" kabilinden seyler olabilecegini kabul etmekle beraber, bunlarin gerçek olmasinin da akla aykiri düsmedigini bildirirler. Örnegin Diyânet'in açiklamasi söyle:

"Yeryüzünde siddet-i harâretin Cehennem'in kaynamasindan olmasi kinâye ve mecaz kabilinden oldugu gibi nâr'in sikâyeti ne nefes almasi da mecâzîdir. Maahâza bunlarin hakikat olmasina da hiçbir mânî-i akil yoktur".

Bunu söylerlerken kendilerine Kur'ân'in Isrâ sûresi'nin 44.âyetini destek edinirler, ki bu âyet'e göre güyâ canli ve cansiz her sey Tanri'yi övgü ile yüceltir ve Tanri onalrin dediklerini isitir [Bkz. Diyânet yayinlarindan: Sahih-i Buharî Muhtasari..., Cilt 2, sh. 477-8]


Soru: "Size deseler: -'Tanri diledigine hidayet verir, onu dogru yola sokar, ya da dilediginin gönlünu açar, onu müslüman kilar, diledigini de hidayetinden yoksun kilar saptirir, ya da gönlünü kapatip kâfir kilar. Diledigini putlara taptirtir, diledigini puta tapmaktan uzak kilar. Dogru yola soktuklarini, yâni müslüman yaptiklarini Cennet'e atar, kâfir yaptiklarini ya da puta taptirdiklarini Cehennem atesinde yakar!'-. Bu sekilde konusanlara karsi ne dersiniz?"


Eger bu söylenenleri akilci düsünce kistasina vurup: "Hayir olmaz böyle sey. Yüce oldugu kabul edilen bir Tanri, insanlari hem kâfir ya da putatapan yapip hem de Cehennem'e atmis olamaz. Böyle yapacak olursa hem adâlet ilkelerini çignemis, ve hem de çeliskili sekilde konusmus olur" derseniz müslümanlik sinavindan sifir alirsiniz. Ama akli bir kenara atip, yukardaki sözlerin dogru oldugunu söyliyecek olursaniz Cennet'in en güzel köselerine layik bir müslüman oldugunuzu ortaya vurmus olursunuz. Çünkü Islâm seriâti, Muhammed'in Tanri'sinin keyfiligini, çeliskiligini, adâlet ilkelerini çignemisligini kanitlayan buyruklarla doludur. Nice örneklerden biri olarak En'âm sûresi'nin su âyeti'ni okuyalim:

"Allah, kimi dogru yola iletmek isterse onun kalbini Islâm'a açar; kimi de saptirmak isterse... kalbini iyice daraltir (onu inanmayanlardan yapar). Allah inanmayanlarin üstüne iste böyle murdarlik verir (onu cezalandirir) (Bz. En'âm sûresi, âyet 125).

Görülüyor ki Muhammed'in Tanrisi, diledigini kâfir yapiyor, ve kâfir yaptigini da cezalandiriyor! Daha baska bir deyimle insanlar, kendi istek ve iradeleriyle dogru yolu bulmus olmuyorlar. Onlari müslüman ya da kâfir yapan Tanri'dir. Hattâ Muhammed bile kendi istek ve iradesiyle dogru yola girmis degildir. Onu dogru yola ileten Tanri'dir. Kur'ân'da söyle yazili:

"(Ey Muhammed!) Eger seni sebatkâr kilmasaydik, gerçekten, nerdeyse onlara (müsriklere/puta tapanlara) birazcik meyledecekin. O zaman, hiç süphesiz, sana hayatin ve ölumün sikintilarini kat kat tattirirdik; sonra bize karsi kendin için bir yardimci da bulamazdin..." (Bkz. Isra Sûresi, hayet 74-75).

Bir baska örnek söyle:

"Allah kime hidayet verirse (dogru yola sokarsa), iste dogru yolu bulan odur; kimi de hidayetten uzak tutarsa, artik onlara Allah'tan baska dostlar bulamazsin. Kiyamet gününde onlari kör, dilsiz ve sagir bir halde yüzü koyun hasrederiz. Onlarin varacagi ve kalacagi yer Cehennemdir ki atesi yavasladikça onun atesini arttiririz! Cezalari iste budur! Çünkü onlar âyetlerimizi inkâr etmisler(dir)..."(Bkz., Isra sûresi, âyet 97).

Yine görülüyor ki Tanri, diledigini hidâyet'e erdiriyor, dogru yola sokuyor, ve çennetlik kiliyor; diledigini de hidayet'ten uzak tutuyor, yâni saptiriyor ve saptilar diye onlari Kiyamet gününde kör, dilsiz, sagir bir halde cehennem atesine atiyor!

Yine bunun gibi kisileri "müsrik" (putperest) yapan da Tanri. Nitekim Kur'ân'da söyle yazili:

"(Ey Muhammed!) Puta tapanlardan (müsrik'lerden) yüz çevir. Allah isteseydi puta tapmazlardi..." (Bkz. En'âm sûresi, âyet 106-107).

Yâni Tanri, diledigini puta tapan'lardan yapiyor ve sona da Muhammed'e "onlardan yüz cevir" diye buyuruyor. Bununla da kalmiyor fakat müsriklerin öldürülmeleri için söyle diyor:

"...Müsrikleri (puta tapanlari) buldugunuz yerde öldürün..." (Bkz. Tevbe sûresi, âyet 5).

Yâni Muhammed'in Tanrisi, hem insanlari günahkâr kilmakta, hem de günahkâr kildiklarini cezalandirmakta, hani sanki suçluluk onlara ait imis gibi! Olacak sey midir bui simdi soracaksinizdir: "Neden Tanri çeliskili bir dil ile ve adâlet duygularini çigner sekilde konusur!" . Bunun çesitli nedenleri var ve bu nedenlerin hepsi de Muhammed'in günlük çikarlariyle ilgilidir. Örnegin kisileri Müslüman yapmak isteyip de yapamadigi zamanlar, sorumlulugu Tanri'ya atmak sûretiyle kendisini temize çikarma yolunu bulmustur. Konuyu diger bir çok yayinlarimizda (örnegin "Kur'ân'in Elestirisi" adli kitabimizda) ele aldigimiz için burada fazla durmayacagiz.


Soru: "Diledigini imanli ve diledigini de imansiz yapan Tanri'nin, kafir yaptigi kisileri seytan ile dost kildigini kabul edebilir misiniz?"


Eger bu soruya: "Hayir kabul edemem; çünkü Yüce bir Tanri insanlari saptirip seytanlarla dost kilmaz" seklinde yanit verecek olursaniz müslümanlik sinavindan iyi not alamazsiniz, çünkü Muhammed'in söylemesine göre Tanri, kâfir kildigi kimseleri bir de seytanlarla dost yaptigini bildirmekle övünmüstür.

Gerçekten de biraz önce gördügümüz gibi Muhammed'in Tanrisi, diledigini gönlünü açip müslüman yapiyor ve dilediginin de gönlünü kapayip saptiriyor, yâni kâfirlerden kiliyor; kâfir kildiklarini da Cehennem'e atiyor (örnegin bkz. En'am 39, 125; Zumer 22, 23; Süra 8, vb...). Fakat yine Muhammed'ten ögrenmekteyiz ki Tanri bir de iman sahibi kilmadiklarini seytanlarla dost kilmaktan hoslanmaktadir. Nitekim söyle konusmustur:

"...Süphesiz Biz seytanlari, inanmayanlarin dostlari kildik..." (Bkz. A'raf sûresi, âyet 27).

Yâni Tanri, insanlari saptirip seytanlarla dost kilmayi kendisine mutluluk vesilesi ediniyor. Fakat bunlari söyliyen Tanri, hani sanki bu söylediklerini unutmus gibi, bir de seytanlarla dost olmanin insanlara ait bir sey oldugunu söyler, örnegin söyle der:

"Cemaatin bir kismini hidayete (dogru yola) erdiren O'dur (Tanri'dir). Ötekiler ise delâleti (sapikligi) hakettiler. Onlar Allah'i birakarak seytanlari canciger dost edindiler. Böyle iken kendilerinin dogru yolda olduklarini saniyorlar" (Bkz. A'raf sûresi, âyet 30)

Dikkat ediniz, biraz yukarda diledigini dogru yola sokup diledigini saptirarak seytanlarla dost kildigini söyliyen Tanri, simdi burada tam tersini söylemektedir. Daha dogrusu bir gurub insani dogru yola soktugunu açiklarken, bir gurub insanin da seytanlari kendilerine dost edindiklerini bildirmektedir!


Soru: "Size Tanri'nin, Cennet'teki erkek kul'larina güzel kadinlar, -'memeleri yeni sertlesmis bakire kizlar-', ve ayrica da -'oglanlar'- (Gilman'lar, Vildan'lar) tedarik eder oldugunu söyleseler, ne dersiniz?"


Eger, bunu söyliyen kisiye: "Hayir, Tanri böyle konusmus olamaz, çünkü bu sözler müstehcen nitelikte seylerdir; bu sözleri Tanri'ya yamamak, Tanri'yi edeb disi bir dil ile konusuyormus gibi tanimlamak olur ki bu da O'na hakâret sayilmak gerekir" diye yanit vermege kalkarsaniz müslümanlik sinavini geçememis olursunuz.

Yok eger bu sözlere inanip, Cenneti dört gözle bekler oldugunuzu bildirecek olursaniz, sinavdan basari ile çikmis sayilirsiniz. Çünkü Muhammed'in, Kur'ân ya da Kur'ân olmiyarak koydugu buyruklara göre Cennet'ler, emsalsiz güzelliklerle ve nîmetlerle doludur. Orada meyvelerin, baglarin, bahçelerin her türü vardir; su irmaklari yaninda tadi bozulmadik süt irmaklari, sarap irmaklari, bal irmaklari, gözü kamastiran saraylar, taht'lar, koltuklar, atlastan giysiler, süsler vb... bulunur. Fakat bütün bunlardan gayri bir de "bakire" ve "memeleri yeni sertlesmis" kizlar (hûri'ler) vardir ki Cennet'teki erkeklere içki sunarlar; ve Tanri bu kizlari, erkek kullariyle sevistirir. Örnegin al-Nebe' sûresi'nde Muhammed'in Tanrisi söyle diyor:

"...Süphe yok ki çekinenlere (müslüman kisilere) bir kurtulus, bir kutluluk ve murâda eris yeri var; bahçeler, üzümler ve memeleri yeni sertlesmis yasit kizlar; ve dopdolu kadeh. Ne bos bir söz duyarlar orda, ne birbirlerini yalanlama. Rabbinden fazlasiyle bir lütuf ve ihsan..." [Bkz. al Nebe' sûresi, âyet 31-36].

Vâkia sûresi'nde Tanri'nin, güzel gözlü ve yepyeni bir yapida huriler yarattigi, hepsini de "kizoglan kiz" yaptigi, ve bu güzel kizlari, "erkeklerine düskün ve yasit" kildigi yazili:

"(Mü'minler) Dikensiz sedir agaçlari, iç içe salkimlari sarkmis muz agaçlari, uzayip gitmis gölgeler altinda akip çaglayan sular, alabildigine çok, bitmemis ve engelsiz meyveler arasinda, yüksek dösekler üzerinde olacaklar. Biz o güzel gözlü kadinlari (hurileri) yepyeni bir yapida yarattik ve hepsini de kizoglankiz yaptik. Hepsi erkegine düskün ve hepsi yasit..." (Vâkia süresi, âyet 28-37)

Muhammed'in Tanrisi, bu güzel kizlari, sevgili erkek kul'lari ile sevistirmek istedigini bildirmek üzere söyle der:

"... -'Yiyin, için! Doyun kolaylikla. Yaptiklarinizin (yâni bana ve Muhammed'e boyun egmis olmanizin) karsilisi olarak. Dizi, dizi tahtlara yaslanarak'- denecek onlara. Biz onlari, iri (güzel) gözlü hurilerle evlendirecegiz. (Cennette) onlara, istahlarinin çektigi meyve ve etlerden dilediklerince verecegiz. Ve onlar orada, kadeh tokusturacaklar; içinde bos ve günah olmayan biçimiyle..." (Tûr sûresi, âyet 19-20, 23-24)

Fakat Muhammed'in Tanrisi, Cennet'teki erkek kullarina sadece güzel ve bakire kizlar tedarik etmeyi yeterli bulmaz; bir de onlarin hizmetine "Gilman'lar", "Vildan'lar" yâni genç/taze oglanlar verir; bu oglanlarin "Sedeflerinde sakli inci gibi " olduklarini söyler; söyle der:

"... Ve onlara, gilman (oglanlar) hizmet sunacak; (bu oglanlar) Sedeflerinde sakli inci gibidirler ..." [Bir baska çeviri söyle: "Hizmetlerine verilmis (kabugunda) sakli inci gibi gençler etraflarinda dönüp dolasirlar (Bkz. Tûr sûresi, âyet 24)]

Bu konuda da verilebilecek örnekler pek çok; bunlari diger bir çok yayinlarimizda ele aldigimiz için burada fazla durmayacagiz. [Cennet tanimi ile ilgili Kur'ân ve Hadîs hukümleri için benim "Seriât ve Kadin" ve "Kur'ân'in Elestirisi" adli kitaplarima bakiniz. Ayrica bkz. Turan Dursun, Kur'ân Ansiklopedisi , çilt 4, sh. 69 ve d. ; Imam Nevevî, age, Cilt 3, sh. 464 ve d.]


Söylemeye gerek yoktur ki Tanri'yi, erkek kul'larina "memeleri yeni sertlesmis bakire güzel kizlar" ve "Sedeflerinde sakli inci gibi oglanlar" tedarik eder biçimde tanimlayan hükümleri, Tanrisal nitelikte kabul etmek güçtür. Tanri fikrine saygili hiç kimsenin bunlari benimsemesine olanak yoktur. Ne var ki Islâm seriâtinin, Tanri'dan ve Muhammed'ten gelme oldugunu bildirdigi bu tür din hükümlerini benimsemediginiz an, Tanri'yi ve Muhammed'i inkâr etmis sayilir, ve kuskusuz müslümanlik sinavindan sifir almak yaninda bir de dinsizlikle damgalanirsiniz, ki bu takdirde yasaminiz tehlikeye girebilir.