"Hosgörü", ve "Insan sevgisi" Konularinda Bir Kaç Soru!
Islâmci'lar, her hususta oldugu gibi, hosgörü ve insan sevgisi konularinda da Islâm Seriâti'nin "en mükemmel" bir din oldugunu öne sürerler. Oysa söyledikleri gerçek disidir. Onlarin bu yalanlarini ortaya vurmak üzere su bir kaç soruya göz atalim.
*
Soru: "Islâm dini'nin Tanri katinda tek gerçek din oldugunu, Islâm'dan gayri geçerli din olmadigini, Yahudiligin ya da Hiristiyanligin 'saptirilmis' ('tahrif' edilmis) dinler oldugunu öngören buyruklari hosgörü anlayisiyle bagdastirir misiniz?"
Eger bu soruya "Hayir! böyle bir iddiâyi hosgörü ilkeleriyle bagdastiramam" derseniz, Islâm'a ters düsmüs olur ve dolayisiyle müslümanlik sinavindan kötü not alirsiniz. Çünkü Muhammed'in söylemesine göre Islâm dini, Tanri'nin yarattigi tek din'dir, ve Tanri bu dini, kendi katinda gerçek ve geçerli olmak üzere yarattigini bildirmek üzere:
"Bugün size dininizi butünledim... din olarak sizin için Islâmiyet'i begendim" (K. Mâide sûresi, âyet 3; ayrica bkz. Nûr sûresi, âyet 55)
demis ve sunu eklemistir:
"Kuskusuz Tanri katinda 'din' sadece Islâm'dir" (K. Al-i Imrân sûresi, âyet 19-20)
Daha baska bir deyimle Islâm dini, Tanri'nin benimsedigi tek gerçek din'dir. Diger dinlerden hiç biri gerçek din degildir, ve hiç birinin Tanri katinda yeri yoktur. Bundan dolayidir ki Tanri güyâ bütün insanlarin dünyaya müslüman olarak geldiklerini anlatmak üzere Muhammed'e sunu ilhâm etmistir:
"Her dogan çocuk muhakkak Islâm fitrati üzerine dogar: sonra anasiyla babasi onu Yehudi ya da Nasrânî (Hiristiyan) ya da Mecûsî yaparlar... Allah'in yarattigi bu Islâm ve tevhid seciyesini (Tanri birligi fikrini) sirk ile (Tanri'ya es kosmakla) degistirmek uygun degildir. Bu Islâm ve tevhid dini, en dogru bir din'dir"
Güyâ Tanri, Islâm'dan gayri gerçek din olmadigini anlatmak üzere:
"Tanri katinda din, kuskusuz, yalnizca Islâm'dir...." [K. Al-i Imrân, âyet 19]
derken, Islâm'i korumasi altina aldigini da animsatmistir. Güyâ Tanri katinda dogruluk kilavuzu olan tek din Islâm'dir, ve Tanri bu dini, bütün dinlere üstün olmak üzere göndermis ve söyle demistir:
"Bütün dinlerden üstün kilmak üzere Peygamberini Kur'ân ve hak din (Islâm dini) ile gönderen O'dur (Tanri'dir)" (Fetih sûresi, âyet 28)
"Tanri O'dur ki, Peygamberi'ni dogruluk kilavuzu ve hak din olarak gönderdi: 'dinlerin tümüne üstün kilsin' diye..." (Tevbe sûresi, âyet 9; ayrica bkz. En'âm sûresi 161; Yunus sûresi 105).
Ve yine Muhammed'in söylemesine göre Tanrý, yeryüzünde tek din olarak Islâm kalana kadar kâfirlerle savasmak gerektigini bildirmis, söyle demistir:
"Ve savasin onlarla! Ayrilik-kargasa (fitne) ortadan kalkana ve din tumüyle yalnizca Tanri'nin dini olarak kalana (yâni Islâm'dan baskasi kalmayana) dek..." (Bkz. Enfâl sûresi , âyet 39; ayrica bkz. Bakara 193).
Yine Muhammed'in söylemesine göre Yahudi'lik ve Hiristiyan'lik, Islâm'in "saptirilmis" ("tahrif" edilmis) seklidir. Güyâ Tanri Yahudi'lere ve Hiristiyan'lara, Islâm dinini vermek üzere müslüman peygamberler göndermistir. Güyâ Ibrahim, ilk olarak müslümanlikla emrolunmus olan peygamberdir. Güyâ Ibrahim'den bu yana bütün peygamberler (Musa, Davud, Süleyman, vb... ve Isa) hep müslüman olarak gönderilmisledir. Güyâ Tanri onlara, Islâmî kurallari içeren Kitap'lar (Tevrat ve Incil) vermistir. Güya Yahudi'ler ve Hiristiyan'lar, kendilerine gönderilen peygamberleri alaya almislar ve kendilerine indirilen kitap'lari degistirmisler, bu nedenle kâfir olmuslardir [Bu konuda benim "Islâm'a Göre Diger Dinler", ve "Kur'ân'daki kitaplilar" adli kitabilarima bakiniz].
Ve yine Muhammed'in söylemesine göre, bundan dolayýdýr Islâm'dan baska bir din aramak dogru degildir, sapýklýktýr, ve her kim baska bir dine yönelirse kaybedenlerden olacak, Cehennemi boyluyacaktýr.
"... Islâm'dan baska dinlere ragmet edenler tam bir ziyan içindedirler..." ( Al-i Imrân 85)
Görülüyor ki bu konuda Müslümanlik sinavini kazanabilmek için, Islâm'dan gayri gerçek bir din olmadigina, ve baska bir dine yönelenlerin kâfir sayilacaklarina inanmaniz gerekmektedir.
T.C. Devleti'nin Diyânet Isleri Baskani Mehmet Nuri Yilmaz Efendi'ye soruyorlar: "Edison gibi insanliga büyük hizmetler etmis kisilerin ahiretteki durumu ne olacaktiri".
Böyle bir soru size sorulmus olsa ne derdinizi Söylemeye gerek yok ki, çagdas zihniyete yönelik ve bu sayede insanlari din, inanç vs... gibi ayriliklara bakmadan, sadece "insan" varligi niteligiyle degerlendirebilecek seviyeye erismis bir kimse olarak, muhtemelen su tür bir karsilik verirdiniz:
"Insanliga hizmette bulunan (hattâ bulunmasa bile ahlâkilik, dürüstlük, insanseverlik ve yardimseverlik örnegi) her insanin gidecegi yer cennet olmalidir (eger cennet diye bir yer var ise!)".
Evet böyle derdiniz, çünkü "Yüce" oldugunu kabul ettiginiz bir Tanri'nin, kendi yarattigi insanlari, amel'lerinin (eylem'lerinin) imana dayali olmasina göre degil, fakat erdemlilik ve insanliga yararlilik kistasina göre degerlendirmesinin dogal oldugunu düsünürdünüz. Ve yine düsünürdünüz ki, insanliga hizmette bulunmus, ve erdemlik (fazilet) örnegi kimseleri, Islâm'dan gayri bir inanca baglidirlar diye cehennemlik saymak demek, "Tanri" fikrini zedelemek olur, ve bu da ancak "imanci'ligi", akilciligin üstünde görenlerin harcidir; oysa çagdas uygarlik, herkesin bildigi gibi, akilciligin üstünlügü sayesinde elde edilebilmistir ve akilci düsünceye sahip bir insan, din ve inanç farkina göre insanlari degerler terazisine vurmaz.
Simdi geliniz birlikte, Diyânet Isleri Baskaný'nýn, Hýristiyan asýllý Edison'un öbür dünyadaki durumu konusundaki soruya verdigi cevabi okuyalim:
"Bu grup mucit kisiler hizmetlerinin karsiligini dünyada itibar, söhret ve imkanlar görerek zaten aliyorlar. Ahiret yurdunda ebedi mutluluk ise müminler için vadedilmistir. Ancak bütün kabiliyetlerine ragmen, gerçek dine ve tevhid inancina erisemeyen mucit ve zeki kisilerin durumu üzüntü vericidir..." (Bkz. "Hürriyet Gazetesi"nin 10 Mayis 1998 tarihli nüshasinin 9cu sayfasinda yer alan "Islamiyet diyor ki..." baslikli söylesi).
Evet bu sözler, hosgörü'den, insanîlik'ten, erdemlik'ten (fazilet'ten) vs... söz eden, ve halkýmýzý din verileriyle egitmekle övünen bir kimsenin agzýndan çýkmakta. Görülüyor ki Diyânet Baskaný, Edison'un insanlýga büyük hizmette bulundugunu kabul etmekle beraber, müslüman olmýyarak öldügü için onun "ahiret yurdu'na" alýnmadýgýný (yâni cehenneme atýldýgýný), bildirmekte, ve Islâm'a erisemeyen "mucid ve zeki" kisilerin durumlarýnýn (cennet'e giremeyecekleri için) "üzüntü verici" bulundugunu eklemekte. Hemen ekliyelim ki bu gerici zihniyet sadece ona degil, tüm islâmcilara özgü bir seydir. Ne var ki, bu sözleri cami imamlarindan biri söylemis olsa, belki gözardi etmek mümkündür diye düsünebilirsiniz. Fakat konusan kisi, laik T. C. Devleti'nin, Anayasal kuruluslarindan birinin baskani; tutum ve davranislariyle ve konusmalariyle, bir bakima devleti sorumluluk altina sokabilecek bir kimse.
Hemen belirteyim ki, Diyânet Baskani'nin, yukarda, "gerçek din" deyimiyle anlatmak istedigi sey "müslümanlik"tir; "mümin'ler" deyimiyle anlatmak istedigi sey de "müslümanlar"dir. Çünkü basinda bulundugu kurulus, halkimiza islâmî buyruklari belletir. Biraz önce degindigimiz gibi, bu buyruklar arasinda: "...Islâm'dan gayri bir dine yönelenler sapiktirlar" seklindeki hükümlerden tutunuz da, Yahudi ve Hiristiyan dinleri'nin "gerçek din" sayilmadigina, çünkü Yahudi'lerin ve Hiristiyan'larin, daha önce kendilerine verilmis olan kitap'lari (Tevrat'i ve Incil'i) tahrif ettiklerine, kendilerine gönderilen peygamberleri alaya aldiklarina, ya da bir kismini öldürmeye tesebbüs edip, bir kismini da (örnegin Uzayr'i ya da Isa'yi) Tanri'nin oglu olarak kabul etmekle "kâfir"ligi seçtiklerine, Muhammed'i ve Kur'ân'i inkâr etmekle cehennem atesini tercih ettiklerine, ve kurtulusa çikabilmelerinin ancak Islâm'a girmekle mümkün bulunduguna, bunu yapmadiklari takdirde "cizye", (yâni "kafa parasi") vermelerine kadar onlara savas açmak gerektigine, "cizye" denen seyin "müslümanligi kabul etmemelerinin cezasi" anlamina geldigine, ve onlari dost edinmenin "kâfirlik" sayilacagina dâir, ve bu dogrultuda daha nice hükümler vardir. Böyle oldugu içindir ki, basta Diyânet Baskani olmak üzere tüm molla'larimiz, simdi kendilerinin de yaralandiklari uygarligi yaratan (ve sadece bilimsel bakimdan degil fakat ahlâkiyat bakimindan da emsalsiz ve rakipsiz) nice bilgin ve düsünürleri, sirf "müslüman" degil'lerdir diye, cehennemlik bilirler, ve insanlarimizi da farkli din ve inançtakilere karsi "Cihad" duygulariyla yetistirirler.
Ve iste bu hamurla yogurulmus yurttaslarýmýzýn pek çogunun bilinç altýnda yatan sey "kâfir'lere" karsý bitmeyen bir düsmanlýktýr ve bu düsmanlýk, Islâmcý'larýn çabalariyle her gün biraz daha bu ülkeyi çag dýsýlýklara itmektedir. Bundan dolayýdýr ki insanlarýmýz, ekmek parasý kazanmak ve biraz daha rahat yasamak üzere gittikleri Batý ülkelerinde, o ülkelerin gelenek, zihniyet ve kültürlerine varýncaya kadar ne varsa, her seylerine karsý yabancýlýktan ve düsmanlýktan kurtulamazlar. "Kâfir"lere karsý böylesine sýnýrsýz düsmanlýk duygulariyle olusturulmakta bulunan bir toplumun, Avrupa Birligi'ne girmesi nasýl mümkün olur, bilinmez! Fakat su muhakkak ki halkýmýzý akýlcý egitimle yogurup insanlar arasý sevgi ve hosgörü anlayýsýna ulastýrmadýkça, devamlý sekilde ve sýnýrsýz bir süratle gelismekte olan uygarlýga ayak uydurmamýz mümkün olamayacaktýr.
*
Tekrarlamak pahasina da olsa su hususlari animsatmam yararli olacaktir:
Islâm seriâtý, müslüman olmayanlarý hâkir gören, küçülten, cehennemlik bilen buyruklarla doludur. "Kur'ân'in Elestirisi" (üç cilt), "Islâm'a Göre Diger Din'ler" ve "Kur'ân'daki Kitapli'lar" adli kitablarimda bunlari sergilemeye çalistim. Özet olarak bâzilarini belitmek isterim:
Nisâ sûresi'nde, Kur'ân'a inanmayanlarýn, kâfirlerin, Cehennemi boylayacaklarýna dâir su var:
"Ayetlerimize inanmayanlari Cehennem atesine atacagiz. Orada derilerinin her yanip döküldügünde, baska derilerle degigtirecegiz. Azabi (iskenceyi) daha iyi tatsinlar diye..." (K. Nisâ sûresi, âyet 56)
Hicr sûresi'nde, Cehennem'in yedi kapisi oldugu ve her bir kapinin kâfirlerden belli bir kesime âid bulundugu yazili:
"Ve kuskusuz cehennem, onlarin hepsinin toplanacagi bir yerdir. O cehennemin yedi kapisi vardir. Her bir kapinin onlardan bir kesime düsen bir bölümü bulunur" (K. Hicr sûresi, âyet 43-44)
Ayet'i yorumlayanlara göre bu bölümleden birincisine "inanirlarin günakârlari" alinacaktir. Ikinci bölüme Hiristiyan'lar, üçüncü bölüme Yahudi'ler, dördüncü bölüme Sâabiler, Besinci bölüme Mecûsî'ler (atese tapanlar), altinci bölüme puta tapanlar, yedinci bolüme de munafiklar gireceklerdir [Bu konuda Turan Dursun'un "Kur'ân Ansiklopedisi", ( Cilt 4 sh. 49 ve d..) adli kitabina bakiniz]
Al-i Imran sûresi'nde Yahudilerle Hýristiyan'larýn alýnlarýna zillet damgasý vuruldugu, ve müslüman olmalarý halinde bu zillet'ten kurtulabilecekleri yazýlý:
"Onlar (Yahudiler ve Hiristiyanlar) nerede bulunurlarsa bulunsunlar, alinlarina vurulan zillet damgasindan kurtulacaklari yoktur. Meger ki, Allah'in dinine ve müslümanlarin yoluna girmis olsunlar" (Al-i Imrân sûresi, âyet 112).
Yine Kur'ân'da, Yahudi'lere daha önce Ibrahim, Musa, Davud, vb..., ve Hiristiyan'lara Isa gibi, müslümanlikla emrolunmus peygamberler gönderildigi, onlar araciligiyle Kitap'lar (Tevat, Incil) indirildigî, bu kitaplarla kendilerine Islâmî buyruklar bildirildigi, fakat onlarin Tanri âyet'lerini inkâr ettikleri, peygamberleri yalanladiklari, ayriliklara düstükleri ve eger Islâm olacak olurlarsa dogru yolu bulmus olacaklari anlatilmakta (Örnegin Bkz. AL-i Imrân sûresi, âyet 19-20; 65-78; Bakara 131-2, vb...)
Yine Kur'ân'da Yahudilerin ve Hýristiyanlarýn yalana kulak verdikleri, durmadan haram yedikleri, kendilerine bildirilen Tanrý buyruklarýna uymadýklarý Muhammed'e bas egmiyerek Tanrý'ya karsi geldikleri yazýlý (Örnegin, bkz. Maide sûresi, âyet, 44-47)
Yine Muhammed'in söylemesine göre:
Yahudiler ve Hiristiyanlar, Tanri'nin indirdigi din birligini bozmuslar, bu nedenle cehennemlik olmuslardir; kurtulusa çikabilmek için Muhammed'i "Peygamber" bilip Kur'ân'a uymalari gerekir (Bkz. Enbiya 92-93, 107; En'âm 159; Mü'minun 53)
Ve güyâ Kýyâmet günü Allah, her müslüman'a bir Yahudi'yi ya da bir Hýristiyan'ý Cehennem fidyesi olarak verecektir;
Ve güyâ Yahudiler Havra'da, ve Hiristiyanlar Klilise'de Allah'a es tutarak ibadet ettikleri için Tanri'nin azabina ugramiglardir (örnegin bkz. Cin sûresi, âyet 18)
Ve güyâ Tanrý, Cehennem'deki "Muhafýz Melekler" sayýsýný 19 olarak saptamýstýr ki Yahudiler ve Hýristiyanlar Kur'ân'ýn Tanrý sözleri olduguna inansýnlar diye (K. Müddessir sûresi, âyet 30-31)
Ve güyâ Tanrý yasaklarýna bas egmeyen Yahudileri Tanrý "maymun" sekline dönüstürmüstür (Bkz. Bakara 65-66; A'raf 16, 166)
Ve güyâ Tanri, Yahudileri lânetlemek üzere:
"Bunlar (Yahudiler) Allah'in lânetledigi kimselerdir. Allah'in rahmetinden uzaklastirdigi (lânetli) kimseye gerçek bir yardimci bulumazsin..." (K. Nisâ sûresi, âyet 51-52; ayrica bkz. âyet 46)
demistir!
Ve güyâ Yahudiler, "Allah'in eli baglidir" diyerek fitne çikarmilar ve bu nedenle Tanri'nin lânetlemesine ugramislardir (K. Maide sûrei, âyet 64)
Ve güyâ Yahudiler, kendilerine verilen Kitab'ý degisiklige sokmak sûretiyle sapýklýgý seçmisler ve can yakýcý azabý, kendi eylemleriyle satýn almýslardýr (Bakara 174-176; Al-i Imrân 23-26; A'raf 175-177)
Ve güyâ Yahudiler, kendilerine gönderilen peygamberleri yalanlayýp öldürmüsler, Muhammed'i de öldürmek istemisler, bu nedenle Tanrý onlarý lanetlemistir (Bakara 83,87, 90,92; Al-i Imrân 112)
Ve güyâ Yahudiler Allah'in gazabina ve hismina ugradiklari için, miskinlige mahkum kilinmislardir; Islâm olmadiklari süre boyunca kendilerine vurulan zillet damgasindan kurtulamayacaklardir (Al-i Imrân 112);
Ve güyâ Yahudiler müslümanlari yoldan çikarmak isteyen kimselerdir ve sapikligi seçmislerdir (Nisâ 44-45)
Ve güyâ Hýristiyanlar, yeni dogan çocuklarý vaftiz etmekle kâfirligi seçmislerdir (Bakara sûresi, 138)
Eger bu yukardaki (ve benzerî) buyruklara inaniyor iseniz, iyi bir müslüman oldugunuzu kanitlamis olursunuz. Yok eger: "Hayir bu tür hükümlerin hosgöru ile ilgisi yoktur, bunlar müslüman olmayanlari (özellikle Yahudileri ve Hiristiyanlari) asagilamak için uydurulmus seylerdir", derseniz, kendinizi müslümanliktan uzak kilmis, ve dolayisiyle sinavda sifir almis olursunuz!.
Eger bu soruya: "Evet inanirim" seklinde yanit verecek olursaniz, yine kâfirlerden sayilip, müslümanlik sinavindan kötü not almis olacaksinizdir. Çünkü Islâm'da tüm insanlar arasi kardesligi ve sevgiyi öngören hiç bir buyruk yoktur. Aksine insan'in insana sevgisini yok eden buyruklar vardir. Su bakimdan ki, bir kere Islâm, sadece müslümanlar arasi kardeslige, ve müslümanlar arasi sevgiye yer verir. Müslüman olmayanlari "kâfir" olarak hor görür, onlara, hem bu dünya'da, ve hem de gelecek dünya'da azâb hazirlar. Biraz yukarda belirttigimiz gibi, bu dünya yasami boyunca onlara, genelde ölüm azâbini layik bulur. Bununla beraber bu uygulama, onlarin "Müsrik" ya da "Kitap verilmis" olmalarina göre biraz farklidir. Müsrik'ler, Tanri'ya es kosanlardir (Puta tapanlardir), ki her nerede bulunurlarsa mutlaka öldürülmeleri gerekir (Örnegin bkz. Tevbe sûresi, âyet 5). "Kendilerine Kitap verilmis" olanlar ise (ki bunlarin Yahudi'ler, Hirisitiyan'lar ve Sabii'ler oldugu bildirliyor Kur'ân'da), ya Islâm'i kabul etmek ya da , eger kabul etmiyecek olurlarsa, "Cizye" (kafa parasi) vermek zorunlugundadirlar. Bunu da yapmayacak olurlarsa, üslerlerine saldirilmak ve öldürülmek gereken kimselerdir (Bkz. Tevbe sûresi, âyet 29).
Muhammed'in Tanrýsý, "Müsrik'ler" ve "Kitaplilar" disinda, bir de "Munafik'lar" diye bir ayrim yapar ki, bunlar Islâm'i içtenlikle degil, fakat sadece dis görünüsleriyle benimsemis olanlardir [Bu konuda benim "Islâm'a Göre Diger Din'ler" adli kitabima bakiniz].
Muhammed'in söylemesine göre "insanlar arasi kardeslik" sadece müslümanlar arasinda var olabilir. Örnegin Kur'ân'da:
"... Mü'min'ler ancak kardestirler..." (K. Hucurat sûresi, âyet 10)
diye yazilidir. Ve güyâ Tanri Muhammed'e:
"....Mü'minler için (sefkat) kanadini indir" (K. Hicr sûresi, âyet 88)
diye buyurmustur. Bu dogrultuda olmak üzere Muhammed, müslüman kisilerin birbirlerine karsi, bir binanin taslari gibi, destek olmalarini istemis, söyle demistir:
"Mü'min, mü'min için parçalari birbirini destekleyen bir bina gibidir"
demis, ve bu söylediklerini biraz daha açikliga kavusturmak üzere parmaklarini birbirine geçirerek kenetlemistir [Bkz. Imam Nevevî, age. Cilt 1, sh. 255]. Müslümanlarin birbirlerini hor görmemelerini birbirlerine karsi kötülük beslememelerini, birbirlerini incitmemelerini, birbirlerinin canina ve malina ve irzina göz koymamalarini bildirmek üzere de buyuklar birakmistir ki, bir iki örnek söyle:
"Müslüman (kisinin) müslüman kardesini hakir görmesi kisiye ser olarak kâfidir"
"Her müslümanin (cani, mali, irzi) diger müslümana haramdir..." [Bkz. Müslim'in ve Buharî'nin Ebû Hüreyre'den rivâyetleri olan bu Hadîs'ler için bkz. Imam Nevevî, age, Cilt 3, sh. 207, ve 210)
Muhammed, sadece can, mal ya da irz bakimindan degil, fakat müslümanlarin birbirleriyle darginlasmamalari, birbirlerine arka çevirmemelerini, karsilikli kin tutmamalarini, hasedlesmemelerini, ve dargin iseler bu darginligi üç günden fazla uzatmamalarini emretmistir. Örnegin bir müslümanin diger bir müslümana "Kâfir" ya da "Allah'in düsmani" demesini günah saymistir; buna karsilik müslüman olmayanlara "kâfir" ya da "Allah'in düsmani" denmesini uygun bulmustur.
"Kim bir kimseyi 'kâfir' diye çagirirsa veya 'Allah düsmani' derse, (ve) bu sahis dedigi gibi degilse, sözü kendi aleyhine döner";
"Bir kimse (müslüman) kardesine -'Ey kâfir-' derse, bu sözle ikisinden biri, küfre döner. Eger dedigi gibi ise dogrudur. Ancak dogru degilse, o söz kendi aleyhine döner" [Bu gibi hadîs'ler Buharî'nin "Kitab'ul-Edeb", ve Müslim'in "Kitab'ul-Imân" adli yapitlarinda bulunmakta]
Müslümanlarýn birbirleriyle küsüsmemelerini, ve küsüsenleri barýstýrmalarýný anlatmak üzere, Hucurat sûfesi'nin yukarda degindigimiz 10.cu âyet'ine sunu eklemistir:
"Mü'minler ancak kardestirler. O halde iki kardesinizin arasini (bulup) baristiriniz" (K. Hucûrat 10)
Müslüman kisiler arasindaki darginliklarin üç günden fazla sürmemesi için ayrica hüküm getirmistir ki bunlardan bir kaçi söyle:
"Hiçbir müslümana, kardesini üç günden fazla terk etmesi helâl olmaz. Kim üç günden fazla dargin olarak ölürse cehenneme gider"
"(Müslüman) kardesiyle bir sene dargin duran kimse, sanki kanini dökmüs gibidir" [Buharî, Müslim, Ebû Dâvud, Ahmed b. Hanbel gibi kaynaklardan gelme bu gibi hadîs'ler icin bkz. Imam Nevevî, age, Cilt 3, sh. 323 ve d.)
Görülüyor ki Muhammed, kisiler arasi iyi iliskileri sadece müslümanlar arasi iliskiler bakimindan öngörmüstür. Buna karsilik müslümanlari, müslüman olmayanlara karsi düsman, sert ve saldirgan kilmak için ne mümkünse her seyi düsünmüstür.
Eger kendinize dost ve arkadas edinirken, kisinin dinsel inançlarina degil fakat insanîligine, akilciligina, ve fikirsel ve ahlaksal anlayisina önem veriyor iseniz bu soruya elbette ki: "Hayir bagdastiramam!" diye yanit vereceksinizdir. Çünkü uygar ve aydin bir kimse olarak siz, insanlar arasi ilikilerde din ve inanç farkina bakmazsiniz; sizin için önemli olan sey, karsinizdakinin insanîligidir, aklciligidir, ahlakiligidir. Ama ne var ki, yukardaki soruya "Hayir bagdastiramam!" diye yanit verdiginiz takdirde müslümanlik sinavindan yine sinifta kalmis olacaksinizdir, çünkü Muhammed, müslümanlarin, müslüman olmayanlari dost edinmemeleri, ve onlari hakir görmeleri için her seyi düsünmüstür. Bu maksatla Kur'ân'a koydugu âyet'lerden biri söyle:
"Ey Müslümanlar, Yahudileri ve Hiristiyanlari dost olarak benimsemeyin; onlar birbirlerinin dostudur. Sizden kim onlarla dost olursa, o da onlardandir" (K. Mâide sûresi, âyet 51; ayica bkz. Al-i Imrân sûresi, âyet28; Nisâ sûresi âyet 144).
Dikkat edilecegi gibi, Yahudilerle ve Hýristiyanlarla dost olan muslümanlar, "onlardan" sayilmakta, yâni "kâfir" olarak damgalanmaktalar! Bununla beraber Muhammed, bazi hallerde (daha dogrusu kâfirlerle zarar gelebilecek hallerde), müslümanlara, onlarla dost imis gibi görünmeyi, yâni iki yüzlü davranmayi salik vermistir. Bu maksatla Kur'ân'a koydugu âyet söyle:
"Mü'minler, mü'minleri birakip da kafirleri dost edinmesin. Kim bunu yaparsa. artik onun Allah nezdinde hiçbir degeri yoktur. Ancak kâfirlerden gelebilecek bir tehlikeden sakinmaniz baskadir. ..." (K. Al-i Imrân sûresi, âyet 28)
Müslümanlarin, kâfirlerle olan günlük iliskileri konusunda Muhammed'in buyrugu sudur ki Müslüman kisiler, Yahudi'lerle, ya da Hiristiyanlarla karsilastiklari zaman onlara selâm vermemelidirler; daha dogrusu selâm vermeye ilk baslayan olmamalidirlar. Eger sokakta giderken onlara rastarlarsa yol vermeyip, onlari yolun kenarina çekilmege zorlamalidirlar. Söyle demistir:
"Yahudi ve Hiristiyanlara selâm vermeye baslayan ilk siz olmayin. Yolda onlardan biriyle göz göze gelince, onlari yolun kenarina zorlayiniz.." [Buharî, Müslim ve Tirmizî gibi kaynaklardaki bu hadîs için bkz. Imam Nevevî, age. Cilt 2, sh. 229]
Söylemeye gerek yoktur ki, bu tür buyruklari insanlar arasi sevgi ve kardeslik ilkeleriyle bagdastirmak olasi degildir. Ve iste eger siz bu buyruklara karsi iseniz, bu takdirde müslüman degil fakat kâfirlerdensinizdir.
Sanmam ki aydin bir kisinin aklindan, bu tür buyruklari hosgörü ve insanlik anlayisiyle bagdastirabilecek bir düsünce geçmis olsun. Ne var ki "Bu buyruklar akla, vicdana ve ahlaka ters düser" seklindeki bir düsünceyi savundugunuz an, Müslümanlik sinavindan sifir alacak, ve ayrica da Islâm seriâtina göre kâfir sayilacaksinizdir. Çünkü bu dogrultudaki buyruklar Kur'ân'da yer alan buyruklardandir ve bunlara "Hayir" demek, Tanri'yi ve Muhammed'i inkâr etmek demektir. Söyleki:
Biraz önce degindigimiz gibi, Kur'ân'da, Tevbe sûresi'nin 29. âyeti'nde, Hiristiyan'lardan ve Yahudi'lerden Islâm'i kabul etmeyenlere karsi savasilmak ve onlari cizye (kafa parasi) vermege zorlamak gerektigi hakkinda su buyruk var:
"Ey mü'minler! Kendilerine Kitap verilip de Allah'a ve âhiret gününe inanmayan, Allah'in ve resûlünün haram, kildigi seyleri haram tanimayan ve hak dîni (yâni Islâm'i), din edinmeyen su kimseler (Yehûd ve Nasârâ yok mui Iste onlar) kendi elleriyle Cizye (getirip) zelîlâne verinceye kadar onlara karsi cihâd ediniz" (K. Tevbe sûresi, âyet 29).
Görülüyor ki Yahudi'ler ve Hiristiyan'lar, Islâm serâti'ni din olarak kabul etmedikleri takdirde kendi elleriyle ve "zelîlâne" (asagilanmis) sekilde kafa parasi vermelidirler; aksi takdirde onlara karsi cihâd açmak gerekir. Diyânet'in açiklamasina göre söz konusu "Cizye" (kafa parasi), hem onlarin "Islâm diyârinda oturmalarinin karsiligi olan bir vergidir", ve hem de: "...Müslümanliktan imtinâlarinin cezâsidir..." [Yâni, "müslüman olmamalarinin ceremesidir"].
Ve yine Diyânet'in açýklamasýna göre "cizye"nin ödenme sekli, Yahudi'lere ve Hýristiyan'lara, müslümanlýktan kaçýnmýs olmalarýnýn kötülügünü anýmsatacak niteliktedir, çünkü bu parayý bizzat kendileri getirip asagýlanmýs olarak ödemek zorunlugundadýrlar. Diyânet'in açýklamasý aynen söyle:
"... bu vergiyi deruhde eden muâhidlerin vergilerini bizâtihi kendileri getirip zelîlâne bir vez'le vermelerinin sart kilinmis olmasi da bunu tey'id etmektedir ki, muâhidlere her vergi verdikçe Müslümanliktan imtinâlarinin fenâligi ihtâr edilmis olacaktir" (Bütün bu hususlar için, Diyânet'in "Sahih-i Buharî Muhtasari..." adli yayinlarinin 8.ci cildinin 449-451 sayfalarina bakiniz).
Burada geçen "muâhidler" deyimi ile Yahudiler ve Hiristiyanlar kast edilmistir. Tekrar belirtelim ki, bu ayni Diyânet yayinlarinda:
"i Yalniz Allah'in dini (Islâm) kalana kadar (kâfirlerle) savasini" (Bakara 193),
ya da:
"Kim Islâmiyet'ten baska bir dine yönelirse, onunki kabul edilmeyecektir. O âhirette de kaybedenlerdendir" (Imrân 85)
diye hükümler var. Ya da:
"Ey müslümanlar! Yahudileri ve Hiristiyanlari dost olarak benimsemeyini Sizden kim onlara dost olursa, o da onlardandiri" (Mâide 51)
Seklinde hükümler var. Ya da:
"...Müsrikleri nerede bulursaniz öldürün..."
diye buyruklar var. Ya da hattâ ana-baba-çocuklar arasinda (Islâm'dan gayri bir inanca bagli olmak bakimindan) düsmanliklar yaratan buyruklar var (Tevbe 23).
Bütün bunlar "Islâmî veriler" olarak ortada iken, yukardaki soruya ki "Bu buyruklar akla, vicdana ve ahlaka ters düser" seklinde yanit verecek oluraniz, hiç müslümanlik sinavinda basari kazanabilir misinizi
Söylemeye gerek yoktur ki, eger akilci bir egitimden geçmis iseniz, bu soruya "Hayir bagdastiramam!" diye yanit vereceksinizdir. Fakat bunu yapacak olursaniz, müslümanlik sinavini kaybetmek bir yana, fakat müslümanlarin saldirilarina ugrayarak yasaminizi bile yitirmeniz mümkündür. Çünkü yukardaki buyruklar Muhammed'in agzindan çikmis seylerdir, ve siz bu buyruklari kabul etmemekle Muhammed'e karsi gelmis olmakta, ve aslinda kendinizi Tanri'ya bas kaldirmis duruma sokmaktasiniz. Çünkü Kur'ân'da, Muhammed'e bas egmenin Tanri'ya bas egmek demek oldugu, ve Tanri'ya ve Elçisine karsi gelenlerin, hem yeryüzünde ve hem de gelecek dünyada çok büyük azaba ugrayacaklari yazilidir.
Ve fakat eger bu yukardaki soruyu "Evet bagdastiririm, çünkü bunlar Muhammed'in agzindan çikmis seyledir" diyecek olursaniz, iyi bir müslüman olarak övünebilirsiniz. Söyle ki:
Basta Diyânet yetkilileri olmak üzere din adamlarimiz ve genel olarak Islâmcilarimiz, Islâm'in, "siddet ve terör yoluyla insanlara fiili saldirida bulunmayi yasakladigini", "sevgiyi, kardesligi emretttigini" vb..., söylerler ve bu tür sözleriyle "baris" ve "hosgörü" zihniyetinin temsilciligini yaparmis gibi görünürler. Ne var ki bunu yaparken, insanlarimizi, Islâm'dan gayri din ve inançtan olanlara, ya da Islâmi elestiremlere karsi düsman kilan, bagnaz ruhla yetistirmege yeterli bulunan seriât verilerini gözardi ederler. Yillardan beri bu verileri sergilemekle mesgulûm. Bu vesileyle konuyu burada tekrar ele almakta yarar bulmaktayim. Kuskusuz ki söylenmek gereken seylerin tümünü burada, dar bir yazi çerçevesine sigdirmam olasi degil. Fakat kisaca fikir edinmek üzere bir iki örnek vermeliyim.
Bilindigi gibi "terör" sözcügü, korku yaratmak, dehset salmak, ölüm saçmak gibi anlamlara gelir. Simdi geliniz hep birlikte, Diyânet'in yayinladigi "Sahih-i Buharî Muhtasari Tecrid-i Sarîh Tercemesi" adli seri'nin 8ci cildi'nin 388 sayfasinda, Islâm'i terkedenlerin öldürülmeleri gerektigine dâir Muhammed'in su buyrugunu okuyalim:
"... Her kim dinini (ki Müslümanliktir) degistirirse onu hemen öldürünüz".
Bu buyruk:
"Dinini degistiren ve cemâatten ayrilan kimsenin (kaninin dökülmesi câizdir)"
seklindeki bir baska buyrukla baglantilidir. Diyânet'in ayni yayinlarinin 10cu cildi'nin 349cu sayfasinda, yukardaki buyrugun uygulanmasiyle ilgili örneklerden biri bulunmaktadir ki, Muhammed tarafindan Yemen'e vali olarak gönderilen Muâz Ibn-i Cebel'in, Islâm'dan çikan bir kisi hakkinda: "Bu mürted öldürülmedikçe devemden inmem!" diye konustugunu içermekte. Onun bu konusmasi üzerine o kisinin öldürüldügü, bunun üzerine Muâz'in devesinden indigi bildirmekte!
Yine Diyanet yayinlarinda:
"Allah ve peygamberleriyle savasanlarin ve yeryüzünde bozgunculuga ugrayanlarin cezâsi öldürülmek, veya asilmak, yahut çapraz olarak el ve ayaklari kesilmek ya da yerlerinden sürülmektir. Bu onlara dünyâda bir rezilliktir. Onlara âhirette de büyük azâb vardir..." (K. Mâide sûresi, âyet, 33)
seklinde buyruklar bulunmakta. Burada "suç" diye anlatilmak istenen sey, sadece silahli eskiyalik gibi toplum ve devlet düzenini bozan davranislar degil, fakat seriât'i su veya bu sekilde elestirici davranislari da kapsamakta. Bundan dolayidir ki bugün, Islâm ülkelerinde, Muhammed'i ya da Islâm'i elestirmege kalkisanlar, ya da laikligi savunanlar, ya da "seriât çagimizda uygulanamaz" diyenler "mürted" (din'den çiktilar) diye öldürülmüslerdir; öldülmektedirler. Ülkemizin en degerli aydinlari da, bu yukardaki buyruklarin kurbani olmuslardir.
Ve ne vicdan sizlatici bir seydir ki bu tür buyruklar, Diyânet Isleri Baskanligi basta olmak üzere, din adamlarimiz tarafindan insanlarimiza belletilmektedir. 1400 yil önce bu buyruklari yerlestirmis olan Muhammed, kendisi de ayni sekilde is görürdü: örnegin kendisini elestirenleri, ya da Islâm'i terkedenleri, "Tanri'yi ve Muhammed'i inkâr ettiler" gerekçesiyle insafsizca öldürtürdü. Onun o zamanlar yaptigini, bugün aynen tekrar edenleri biz simdi "mürteci" ya da "Kara yobaz" ya da "terorist" olarak tanimlamaktayiz!