V) Sara, kocasi Ibrahim'i cariyesiyle yatmaya tesvik eder; bu iliskiden Ismail dünyaya gelir. Fakat Sara, üvey oglu Ismail’e karsi insafsiz kesilir:
Ibrahim, Misir'dan çikip güney'deki yere geldiginde Tanri'nin isâretiyle yine yer degistirir. Tanri ona: "Bulundugun yerden Kuzey'e ve Güney'e, Dogu'ya ve Bati'ya bak... Çünkü görmekte oldugun bütün memleketi sana ve ebediyen senin zürriyetine verecegim, ve senin zurriyetini yerin tozu gibi edecegim, söyle ki bir adam yerin tozunu sayabilirse, senin zürriyetini de sayabilir; kalk memlekti enine boyuna gez, çünkü sana verecegim" (Tekvin, Bap 13: 14-18) der.
Tanri ne derse Ibrahim öyle yapar. Ancak ne var ki, Sara'dan henüz çocuk edinememistir, çünkü Sara kisir'dir. Her ne kadar Tanri Ibrahim'e, biraz önce gördügümüz gibi "zürriyetini bol edecegim" diye bol keseden va'dlerde bulunmus ise de, Sara'yi kisir kilmak sûretiyle evlâd vermemistir.
Bu durumdan pek sikâyetçi olan Ibrahim, Tanri'nin kendisine: "Ey Abram, korkma, ben sana kalkanim, senin çok büyük mükafatinim" (Tekvin, 15: 1) diye konustugu günlerden birinde dayanamaz ve söylece yakinir: "Ya Rab Yehova! bana ne vereceksin? Ben çocuksuz gidiyorum ve evimin sahibi bu Samli Eliezer olacaktir... Iste bana zürriyet vermedin ve iste evimde dogan, benim mirascim olacaktir" (Tekvin 15: 2-4),
Bunun üzerine Tanri Ibrahim'i teskin'e çalisarak: "(Ey Ibrahim!) Bu senin mirascin olmayacak, ancak senin sulbünden çikacak olan senin mirascin olacaktir... Simdi göklere bak, eger yildizlari sayabilirsen, onlari say... zürriyetin böyle olacaktir" der (Tekvin, 15: 4-7).
Fakat bütün bunlara ragmen Ibrahim'in Sara'dan çocugu olmaz. Bu durumdan Sara dahi fazlasiyle sikâyetçi bulundugundan, Tanri'nin düsünemedigi bir çözüm yoluna basvurmak ister ve cariyesi Hacer ile kocasini çiftlestirip çocuk edinmeyi kararlastirir. Bu amaçla Ibrahim'i karsisina çeker ve: "Iste Rab beni dogurmaktan alikoydu; rica ederim, cariyemin yanina gir, belki ondan çocuklarim olur" diye konusur (Tekvin, 16: 1-2).
Ibrahim karisina: "Pek iyi öyle yapalim" der. Bunun üzerine Sara, cariyesi Hacar'i alir ve onu kocasinin koynuna sokar (Tekvin, Bap 16: 3). Bu birlesme sonucunda Hacar gebe kalir. Ancak ne var ki Hacar, gebe kaldigi andan itibaren hanimi Sara'yi küçük görmege baslar. Buna çok alinan Sara kocasina sikayette bulunur ve söyle der: "Bana olan tecavüz senin üzerine olsun, cariyemi senin koynuna verdim; gebe kaldigini görünce, onun gözünde ben küçüldüm; seninle benim aramda Rab hükmetsin" .
Karisini hosnud kilmak için Ibrahim ona su ögütte bulunur: "Iste cariyen senin elindedir; gözünde iyi olani kendisine yap". (Tekvin, Bap 16: 4-6) Yani demek ister ki "Eti senin, kemigi benim, diledigin gibi ona cefa edebilirsin". Bu ögüt üzerine Sara, cariyesine kötü davranmaga, cefa ve ezâ etmege baslar.
Buna tahammül edemeyen zavalli Hacar, pilisini pirtisini topladigi gibi onun yanindan kacar. Kaçtigi yer çöl'de, Sur denilen yolun üzerinde bir yerdir. Tanri'nin melegi onu orada bulur, ve sanki hiçbir seyden haberi yokmus gibi, neden dolayi kaçtigini sorar. Hacar da ona, cefâ gördügü için kaçtigini bildirir. Bunun üzerine melek: "Rab sana olan cefa'yi isitti" der ve hanimina geri dönmesini, onun emirlerine boyun egmesini, zürriyetinin çogalacagini söyler ve doguracagi çocuga Ismail adini vermesini ekler (Tekvin, Bap 16: 10-13). Bunlari söylerken Ismail'in kaderinin ne olacagini da ona haber verir; söyle der: "(Ismail) insanlar arasinda yabanî adam olacaktir; onun eli herkese karsi, ve herkesin eli ona karsi olacak ve bütün kardeslerinin dogu'sunda oturacaktir": ( Tekvin 16: 12). Daha baska bir deyimle Tanri sanki Ismail'i, ikinci sinif evlad olsun diye vermistir.
Hacar geri döner ve Ibrahim ile yatar ve ondan bir oglu olur; adini Ismail koyar. Ismail'in dogdugu tarihte Ibrahim seksen alti yasindadir (Tekvin, Bap 16: 15-16). Aradan yillar geçer; Ibrahim doksan dokuz yasina bastigi zaman Tanri onu karsisina alir ve ona, bir çok milletlerin babasi olacagini, zürriyetinin artacagini ve bundan böyle adinin "Abram" degil fakat bundan böyle "Abraham" olarak çagirilacagini, onu semereli kilacagini ve kendisiyle ahid yaptigini ve bu ahdi ebediyen sabit kilacagini bildirir. Bu ahid geregince onun ve gelecek kusaklarin sünnet olmalari gerektigini, sünnet olmayanlarin bu ahde aykiri davranmis olacaklarini ekler (Tekvin, Bap 17: 1-15)
Bunlari bildirdikten sonra karisi Sara'yi mubarek kilacagini, Sara'dan kendisine bir ogul verecegini, oglunun adini Ishak olarak koyacagini ve Sara'yi milletlerin anasi yapacagini ve ahdini Ishak ile sabit kilacagini bildirir (O ana kadar Ibrahim'in karisinin adi Saray iken Tanri bu adi Sara olarak degistirdigini söyler). (Tekvin, Bap 17: 15-21)
Bütun bunlar olurken Ibrahim 100 yasina basar; o sirada Sara da hayizdan kesilmistir; kocamis olduklari için çocuk edinmelerinin mümkün olmadigini düsünürler ve bu nedenle Tanri'nin sözlerine inanmayip gülerler (Tekvin, Bap 17: 17, ve Bap 18: 11).
Tanri Sara'ya kizar ve : "Neden güldün?" diye sorar; Sara: "Gülmedim" diyerek inkâr yoluna sapar (Tekvin 18: 15). Bunun üzerine Tanri, kendisi için her seyi kolay ve mümkün oldugunu ona hatirlatir ve: "Gelecek yil bu mevsimde bir oglun olacak" diye konusur (Tekvin Bap 18: 14).
Gerçekten de Tanri'nin dedigi gibi olur: Sara gebe kalir ve Ibrahim'e bir oglan dogurur; adini Ishak koyarlar (Tekvin 21: 1-4). Ishak'in dogdugu tarihte Sara doksan, Ibrahim ise yüz yasindadirlar. Sara, bu kadar kocamis bir yasta nasil olurda çocuk dogurabilecegine akil erdiremedigi için: "Allah beni güldürdü, her isten benimle beraber gülecektir" der.
Çocuk büyür fakat büyüdükçe Sara'nin endiseleri de artar; çünkü Ibrahim'in Hacar'dan olan oglunun, yâni Ismail'in, Ishak'a üstün ve babasina mirasci olmasindan korkar. Ishak'in, Ismail ile oyun oynadigini ve kardes gibi geçindigini gördükçe bu endisesi artar. Bu nedenle Ismail'i bertaraf etmek üzere planlar kurar. Ve bir gün Ibrahim'i karsisina alarak söyle der: "Bu cariyeyi ve oglunu disari at; çünkü bu cariyenin oglu benim oglumla, Ishak'la, beraber mirsci olmayacaktir". (Tekvin, Bap 21: 8-11)
Sara'nin bu ikazi Ibrahim'i etkiler; durum gözüne kötü görünmege baslar. Bu arada Tanri, Sara'yi desteklercesine, Ibrahim'e söyle der:"Sara'nin sana söyledigi seyde onun sözünü dinle, çünkü senin zürriyetin Ishak'da çagirilacaktir. Fakat cariye'nin oglunu da bir millet edecegim, çünku o senin zürriyetindir" (Tekvin 21: 12-13).
Ertesi sabah Ibrahim, ilk is olarak Hacar'i, oglu Ismail ile birlikte evden uzaklastirmak üzere, kadincagizin omuzuna bir su tulumu ile eline biraz ekmek lütfederek gönderir. Hacar yavrusu ile birlikte Beer-seba çöllerinde, perisan bir sekilde dolasir durur. Bir yandan Tanri'nin ve diger yandan onun “sevgili” peygamberinin gadrine ugradigini, oysa ki kendisini buna müstehak kilici hiçbir sey yapmamis oldugunu düsünerek, ugradigi haksizliklara akil erdirmege çalisir. Yanindaki su ile ekmegin tükedigini görünce telasa düser ve ölüm zamaninin yaklastigini anlar. Çocugunun ölümüne tanik olmamak için onu bir çali altina atar ve biraz ilerde bir yere oturarak aglamaga baslar (Tekvin, Bap 21: 14-17).
Fakat Tanri ona acir ve melegini gönderip kendisine yardimci olacagini ve onu büyük bir millet yapacagini bildirir. Bu sözler üzerine Hacar'in gözleri açilir, bir de görür ki hemen yani basinda bir su kuyusu vardir. Derhal kuyuya kosar, ogluna su içirir. Böylece çocuk büyür ve anasi onu Misir diyarindan bir kadinla evlendirir (Tekvin, Bap 21: 17-21)
Simdi hikâyemizin bu noktasinda bir an duralim ve Tanri'nin, Ibrahim'in ve Sara'nin, acimasizlik örnegi davranislarini kisaca tartisalim:
Tevrat'da anlatilanlardan anlasilmaktadir ki Tanri önce Sara'yi kisir kilmis ve çok sever göründügü Ibrahim'i çocuksuz birakmistir; uzun yillar Ibrahim'in çocuk edinmek hususundaki yalvarmalarina kulak asmamis ve ona, su ya da bu sekilde çocuk edinme yollarini da açiklamamistir. Nihayet Tanri'nin düsünemedigini Sara akil etmis ve Ibrahim'e, çocuk edinebilmesi için yol göstermis ve: “Cariyem Hacar ile yat da çocugumuz olsun" demistir (Tekvin, Bap 16: 1 ve d.)
Böylece Ibrahim Hacar'la yatmis ve ondan bir oglu olmus ve adini, Tanri'nin teklifi üzerine, Ismail olarak koymustur (Tekvin, 16: 15).
Fakat daha sonra Tanri, her ne hikmetse karar degistirmis ve Sara'yi, hem de çok yasli oldugu bir dönemde, gebe kilmistir (Tekvin, Bap 18: 9-15; Bap 21: 1-8). Bunu yaptiktan sona Ibrahim'e, Sara'dan olacak olan zürriyetinin seref ve inâyetlere ulasacagini anlatmistir (Tekvin, 18: 16). Kocamis bir kadin oldugu halde Sara Ibrahim'e oglan dogurmus ve adini, yine Tanri'nin emri üzerine, Ishak koymustur.
Fakat ne var ki Sara, her ne kadar kisir bulundugu yillarda çocuk zevkine erismek için kocasinin Hacar ile yatmasina sebeb olmakla beraber, sonra'dan bu çocuga düsman kesilmis ve kendi öz oglu Ishak'in, Ismail'e üstün ve tek mirasçi olabilmesi için, Hacar'i ve oglunu evinden kovdurtmus, serf sefil bir yasama sokmustur (Tekvin 21: 8 ve d.).
Bütün bu olan bitenler, kuskusuz ki vicdan sizlatici seylerdir. Fakat dindar geçinen nice insanlar için bu davranislarda vicdana aykiri bir yön yoktur. Onlar, pek çesitli nedenlere dayanip, bu tür davranislari özürlü görmekte sakinca bulmazlar. Muhtemelen bu nedenlerin basinda da Ismail'in köle bir kadindan dogdugu ve su hâle göre Ibrahim'e varis olmamasi gerektigi hususu gelecektir. Bu yüzden Sara'nin Ismail'i bertaraf edip kendi oglu Ishak'i mirasçi kilmasinin dogal oldugunu söyleyeceklerdir.
Oysa ki bu izah tarzinin ne akla ve vicdana yatkin bir yönü, ve ne de basta Tanri olmak üzere kutsal sayilan (yâni peygamberlik görevini yüklenmis olan) kisileri özürlü kilan niteligi vardir. Çünkü, bir kere, diledigi zaman, diledigi kisileri kisir ya da dogurgan yapan bir Tanri'nin, sirf keyfilik adina yukardaki haksizliklara tenezzül edebilecegini düsünmek çirkin olur. Daha baska bir deyimle Ibrahim'e gökteki yildizlar sayisinca zürriyet vermeyi va'd eden bir Tanri'nin, Sara'yi kisir ve fakat onun cariyesi Hacar'i dogurgan kilmasi ve böylece önce cariye'yi çocuk sahibi yapip daha sonra Sara'yi gebe birakmasi, ve bütün bunlar yetmiyormus gibi, bir de hiç bir günah'i olmayan Hacar ile oglunu çöl'de üzüntülere sokmasi, yücelikle bagdasir seylerden degildir. Her seye kâdir oldugu kabul edilen bir Tanri'nin, bu tür keyfiliklere ve haksizliklara meydan vermeden is görmesi beklenmez mi?
Denecektir ki yukardaki hikâye, çocuk sahibi olmak isteyip de olamayan kisilere bir yol göstermek maksadiyle düsünülmüstür ve bu usûlün, günümüzdeki sun'i ilkâh ya da benzerî usûllerden farki yoktur.
Evet ama bu izah seklinin de, Tanri'yi ya da peygamberini hakli kilan bir yönü yoktur; çünkü günümüzdeki usûller, çocuk edinenleri mutsuzluga degil fakat aksine mutluluga kavusturmak için uygulanmaktadir. Ve her hâlü kârda insansal bir davranisi, Tanrisal bir davranis ile kiyaslamaga da mahal olmamak gerekir.
Fakat Tevrat'tan ögrendigimiz o'dur ki Tanri, peygamber analarinin, kendi ogullarina yukardakine benzer oyunlar oynamasini olagan saymistir. Nitekim birazdan görecegiz ki, Sara'nin Ismail'e yaptiklarini, daha sonra Rebeka, kendi öz ogullarina yapacaktir.